26 Ağustos 2014 Salı

(*) Hayvan Hakları Savunulmasında Milliyetçilik Olmaz
ÇARŞAMBA, 29 EYLÜL 2010 16:11
smaller text tool icon
medium text tool icon
larger text tool icon
 Dünyada dil , din , ırk , milliyet kavramının dikkate alınmadığı ve herkesin ne olursa olsun tek bir dava için ittifak kurduğu en büyük birlik hayvan haklarının korunmasıdır.

Bu konuda bilinçli olarak mücadele eden hayvan hakları savunucusu arkadaşlarımız asla birbirleri arasında bir önyargı taşımazlar. Hepsinin ortak amacı vardır , Birleşmiş Milletlerde kabul edilen Hayvan Hakları Evrensel beyannamesinde bildirilen kurallara uymak ve uymayanları uyarmak. Çünkü varolmak başlı başına zaten bir haktır. Hayvanlar ise bizim anlayışımıza göre mal değil , candır.

Bir diğer değişle hayvan haklarının savunulması , onlara eziyet edilmemesi için  mücadele eden iyi bir Alman bizler için hayvanlara kötü davranan bir Türkten daha önde gelir. Ya da onların hakkını sonuna kadar savunan bir Brezilyalı köylü , hayvanları zehirlemeyi alışkanlık haline getirmiş bir belediye başkanımızdan benim için daha makbuldür.

Çünkü hayvan haklarını savunanlar tek bir amaç için birleşmişlerdir , o da hayvanların insanlardan eziyet görmemesi , sömürülmemesi ve bu dünyada onların da yaşama haklarının savunulması ve bizlerle beraberce yaşamalarıdır. Çünkü bu dünya hepimizindir.  İşte bu nedenle bir çok hayvan hakları savunucusu haklı olarak eziyet merkezlerine dönüşen hayvanat bahçelerine , sirklere , kürk giyenlere , petshoplara , tüm bunları eğitim programlarına almayan devlet politikalarına karşıdır. Bunun için elbirliği içinde  mücadele ederiz ve asla insanları milliyetlerinden ya da dinlerinden dolayı aşağılamayız.

Ancak bizler arasında kopukluk yaratmak ve kendi içimizde çelişkiler yaratmak için genelde hayvan sevmeyenler ya da bizleri anlamak istemeyenler tarafından yaratılan kamuoyu ise “önce onlar kendi hayvanlarını kurtarsınlar , sonra bize yardım etsinler” şeklindedir. Yani bir İspanyol hayvan sever ülkemizde bir hayvana yardım ettiğinde , gitsin önce kendi ülkesinin boğaları kurtarsın denmesi çok komik ve arabesktir . Ya da bir Kanadalı hayvan hakları savunucusu Çin’deki köpeklerin derilerinin kürk olmak için yüzülmesine karşı çıktığında , önce kendi ülkesindeki fokları kurtarsın dendiği zaman da bunu diyene  herkes güler. Bir hayvan hakkı mücadelesine girildiğinde , Kanadalısı , Çinlisi ,  Türkü , İngilizi , İtalyanı bu önyargılara sahip değildir. Gerekirse kendi ülkesinin sisteminin de  düzelmesi için uluslararası arkadaşlarıyla , dernekleriyle hep beraber mücadeleye baş koyar , kendi hükümetleri ve idari makamları üzerinde baskı yaratırlar.

Çünkü insanın olduğu her yerde hayvanlara karşı zulüm ve işkence vardır. Hayvanlar için ülke sınırı yoktur. Devletlerin izlemiş oldukları yanlış politikalardan dolayı o ülkenin bireyleri suçlanamaz. Tıpkı bizim belediyelerimizin her yaz aylarında hayvancıklarımızı zehirleyerek , bakımevi adı verilen odacıklara tıkarak yapmış olduğu işkencelerden biz hayvan hakları savunucularının hiç kabahati olmaması gibi. O takdirde bu belediyeleri uyarmak için bütün dünya ile elbirliği içinde olmamız , ulusalcı düşünceden ayrı olduğumuz , devletimizi sevmediğimiz anlamına da gelmez. Bir Kanadalı hayvan hakkı savunucusu da foklar öldürüldüğünde en az bizim kadar üzülür , bir Japon hayvan hakları savunucusu da yunuslar insafsızca katledildiğinde  ya da sirk hayvanı olmak için dış ülkelere pazarlandığında bir Türk hayvan dostu kadar üzüntü duyar.

Bu mücadeleyi milliyete , ırka , dine dile bağlamak çok yanlıştır. Hepimiz kendi ülkelerimizdeki mevzuatın geliştirilmesi için daha iyi mücadele ederken de hep bu uluslararası arkadaşlarımızdan da önyargısız bir şekilde destek alırız, destek veririz.  Afrika’daki filleri kurtarırken de , ayıları Çin’deki vahşet kamplarından kaçırırken de , kürkleri için yakalanan vizonların kafesleri gizlice açılırken de  kimse kimsenin dinine diline milliyetine bakmaz. Sevinçler farklı dildedir , ama duygu aynıdır.

Aslında mücadele  bu işte hayvanlara karşı düşman olmuş , onları “ mal “ gibi görmeye devam etmek isteyen egolarından kurtulamamış kendisini hala geliştirememiş o vahşi insana karşı yapılır.

Dünyada en büyük ittifak da işte o zaman kurulur.     30/07/2009



(*) There is no Nationalism in Defending Animal Rights!

smaller text tool icon
medium text tool icon
larger text tool icon
The biggest union in which the notions of language, religion, race and nationality are not taken into account and in which everybody allies for one combat is the union of animal rights defenders.

Our animal rights defender friends who are combating consciously for this matter arewithout prejudicetowards each other. They all have one and only goal; is to obey the rules declared within the Universal Declaration of Animal Rights, adopted by the United Nations and also warn those who do not comply with it. Since "existing" and to "breath" is already a legal right. 

Animals are not assets, goods but they are living creatures. 

In other words, a German who combats to defend animal rights is more important for us than a Turk who abuses animals. Or a Brazilian peasant who defends the animal rights is more eligible to us than a Turkish mayor who keeps poisoning the animals. 

Since the animal rights defenders are united for a unique goal, which is to prevent the animals being abused or tortured by people and to defend their right to live with us in this world. Because this world belongs to all of us. That’s why a lot of animal rights defenders, no matter what nationality he is, are against zoos, circuses, furs, pet shops which have turned into animal abuse centers and they’re also against governments which do not include these to their programs. We fight hand in hand for this and we never insult people for their nationality or their religion.


However, those who do not love animals or those who don’t want to understand us, mostly tend to mold public opinion implying “they shall save their own animals first, and then they can help us”, in order to create disconnection and contradiction among us.

For instance , if a Spanish animal lover helps an animal in our country, it’s very absurd to say that he must save the bulls in his own country first before helping other countries. Or when a Canadian animal lover rises against the skinning out of dogs to be furs in China, it is ridiculous to say that he must  protect the seals of his own country first before giving hand to other countries.
In an animal rights struggle, the Canadian, the Chinese, the Turk, the English, the Italian do not have these prejudices. If it’s necessary, he will set his heart to this struggle for correcting also his own county’s system with his international friends and associations and create pressure on their own governments' and administrative authorities'.


It is true that where there are people , there will  always be animal abuse and torture. 

However , there are no country borders for the animals. People shall not be accused for the wrong politics adopted by their states. Just like that we, the animal rights defenders shall not be accused for our municipalities who poison our animals every summer or lock them into small rooms called “shelters”. Also, the fact that we cooperate with the rest of the world to warn these municipalities doesn’t mean that we are against our nation or that we don’t love our country. A Canadian animal lover does feel bad as we do when the seals are being killed, a Japanese animal lover does feel depressed as a Turkish animal lover would do when dolphins are being slaughtered or being sold to external markets to be a circus animal.


It is wrong to attach this struggle to any nation, race, religion or language. In this combat to innovate the legislations of our countries, we take support from and give support to these international friends, without prejudice. Nobody looks to the other one’s religion, language or nation while saving the elephants in Africa or while escaping the bears from the slaughter camps in China or while opening secretly the cages of minks caught for their fur. The joy is in different languages, but the tears are all in the same language.


In fact , the real fight  is done  against the egocentric undeveloped wild human who considers animals as enemies, who wants to keep seeing them as a “commodity”.


The biggest union in the world will be established then.  30/07/2009

http://www.haytap.org/images/stories/pictogramlar_2/imzasonwebe.jpg

Attorney at Law
President of Animal Rights Federation HAYTAP  in Turkey



Bu yazıyı Türkçe olarak okumak istiyorsanız lütfen tıklayın


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder