23 Ekim 2014 Perşembe

Bazıları Seçimi Neden Kaybettiler ?

2008 yerel seçimlerinin artık bir başka açıdan da yorumlanması gerekmekte...
Özellikle sevgili HAYTAP a emek veren yıllardır koşturan, yazan, çizen  ve isyan eden gönüllülerin sesi tarafından.
Aşağıdaki yazının bir medya kuruluşunda belki de yayınlanmayacağını biliyorum ama web sitemizde yüzlerce, binlerce  okuyucuya, bizim ve iletmek istediğimiz doğrular ile o gerçekleri tüm okurlara açıkça yazabilmekteyiz... Aşağıdaki yazının da duyarlı sizler tarafından daha iyi algılanacağını umuyorum.
Bazıları yerel seçimleri neden kaybettiler? Neden sürpriz olarak yorumlamaya devam ediyorlar siyasiler bu sonuçları?
Düşünelim ve biraz geriye gidelim mi?
Önce geçmişe dönük en kritik il olan Antalya’dan başlayalım…Antalya neden  bir önceki başkanlığın yönetimini kaybetti..? Zavallı bir aslana zulüm edip taa o Antalya’dan o İstanbul’daki bir futbol stadyumuna keyif için getirtilmeye izin veren ve 30 bin kişinin o stadyumda ağzından köpük salarcasına yankılanan seslerle  o cana verdiği korkuyu salan bizler miydik? Yoksa o belediye başkanlığı mıydı? Ya Varak ormanlarında gizli saklı yüzlerce yavru köpeği  ve annelerini, sahipli sahipsiz  hayvanları öldüren de  Eskimolar mı ydı?
Ya İstanbul Kartal belediyesi sürpriz bir şekilde neden el değiştirdi sanıyorsunuz?
İstanbul’daki Sarıyer belediye başkanı ne demişti?

Hayvanların oy hakkı yok, yanlış mı hatırlıyorum? Peki ne oldu? Kendi partisi bile, hatta  arkadaşı bile onu aday göstermedi…!!!

Ya Türkiye’yi bir anda dünyanın gündemine getiren O Van’da ne olmuştu?
Ağrı’da zavallı köpeklerin soğuktan ölmesine neden  olan ve bu ilde bakımevi yaptırmayan ve o köpeklerin yüzlerce kilometre uzaktaki Diyarbakır’a yollanması ya da HAYTAP müdahalesi ile nakledilmesine rağmen konuya duyarsız kalan bir ilin  bu yöndeki görevini yerine getirmemiş  olduğu bir belediye başkanı, sizce de görevde kalabilir miydi? Kalmalı mıydı?
Ya Ankara’da Yenimahalle ve Çankaya belediye başkanları neden el değiştirdiler?
Bandırma’yı tekrar hatırlamak ister misiniz?
Bandırmada katliam yapıldığı halde, katliamdan habersiz (!) miş gibi beyan veren  O baş lar...  iktidarda kalabilir miydi ..? ya da o  sonuçtan sorumlu olan herhangi bir belediye başkanı da yerinde kalabilir miydi ?
Ya kana ve zehre bir türlü doğmayan turizm beldesi olmayı güya hedeflemiş bir Erdek? O Erdek ki;
Gönüllülerle kavga eden, hayvanları iskelelerde sokaklarda inim inim inleterek öldüren Erdek? Hatırlamak ister misiniz iskele üstündeki görüntüleri ya da canı sıkıldıkça tüfekle barınak içindeki garipleri de vuran bir zihniyete sahip bir Erdek?
Ya peki sokak hayvanı getirene hani o 5 lira vaat etmiş İnegöl?  Şehir çöplüğünde  yaz sıcağında susuzluktan kıvranan hayvanlara tenezzül etmeyen bir Balıkesir?
Bunlar benim aklıma ilk gelenler. Yazının uzamaması için çok çok da derine ve diğer onlarca örneğe gitmek istemedim..
Ama “ah tutmak” diye bir şey vardır ya…
İşte garibanların ahını alanlar...
İşte el değiştiren ya da genel başkanları tarafından bile aday gösterilmeyen iller, ilçeler…
İşte kendinden acizleri görmeyenler ve onların dramına sessiz kalanlar...
Bu son yerel  seçimi bizim garibanlar açısından bakarak böyle yorumlayalım derim.
Av.Ahmet Kemal ŞENPOLAT
2008 yerel seçimlerinin hemen sonrası
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı

15 Ekim 2014 Çarşamba

Artık Yunus Parkı İstemiyoruz- Habertürk

O çok sevdiğimiz Flipper’lar için hayatlarını kabus etmek bizlere nasip oldu yine. Çocukluğumuz onun filmlerini izleyerek geçti. Sonra büyüdük ve gördük ki biz onları sevgimizle öldürüyoruz. Okyanuslar yerine küçücük havuzlara tıkıyoruz, hasta insanları iyileştiriyor diye insanlara umut tacirliği yapıyoruz. Denizlerden avlanıp onlar için küçücük, mini minicik gürültülü, klorlu sulara hapsediyoruz ve üzerinden yüzbinlerce dolarlar kazandırıyoruz.
Avrupa ülkelerinin çoğunda yasaklanan yunus parkları ülkemizde hiçbir kontrole, hiçbir bilimsel ahlaka sığmadan  pırtlak gibi yerden bitiyor. Ufacık bir havuz inşaat eden, nerden getirildiği belli olmayan, büyük olasılıkla annesinden yavruyken ayrılan havuzların içi  zavallı yunuslarla dolduruluyor. Doğalarında olmayan hareketleri yapmaya zorlanıyorlar. Denizlerde iken halklardan geçmeyen, açlık uğruna toplarla oynamayan zavallı dostlarımız biz insanlar öyle istiyor diye her türlü şaklabanlığı yapıyorlar.
Ne tarım bakanlığı ne de çevre bakanlığı yetkilileri bu işe dur diyemiyorlar. Yetki kargaşasından kurnaz işadamı faydalanıyor. Ülkemde 13.’sü de açılan bu yunus parklarının maddi getirisi büyük olmasına rağmen hayvanlara yapılan eziyet nedeniyle ülkeme gelecek turistler yurtdışından tur iptallerine neden oluyor. Ülkem protesto ediliyor. Turizm bakanlığım susuyor. Çünkü herkes onların dillerinin olmamasına dertlerini anlatamamasına acıyor! acıyor! acıyor!
Yüzlerindeki o masum gülüş onlar için sevgimizle öldürdüğümüz hapishanelere dönüşüyor. Artık açılmasın diyoruz bu havuzlar..
Çünkü bir kere açıldı mı artık durdurmak o kadar zor oluyor ki, dağ başına bile önüne gelen yabancı yatırımcı denizden yunus getirip para kazanıyor.
Sevgili Flipper biz seni açlıkla talim etmek  için sevmedik. Senin adına ilgisiz yetkililere sesleniyorum lütfen durduralım şu eğlence denilen sirk soytarılığını.
Onları doğal yaşam ortamlarına yakışıyor. Ne oldu benim ülkemin merhametine?

Av. Ahmet KEMAL ŞENPOLAT

Artık Düzenli Orduya Geçtik!

Sayıları Yüzleri Bulan Hayvan Derneklerinin HAYTAP Çatısı Altında Birleştiğini Belirten Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, "Altı Ay İçinde 30 Derneği Daha HAYTAP Çatısına Alacağız. Hükümetler Artık Bizi Dikkate Almak Zorunda. Çünkü Biz Büyük Bir Kitleyi Temsil Ediyoruz ve Azımsanamayacak Kadar da Oyumuz Var" Dedi.

Sayıları yüzleri bulan hayvan derneklerinin HAYTAP çatısı altında birleştiğini belirten Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, "Altı ay içinde 30 derneği daha HAYTAP çatısına alacağız. Hükümetler artık bizi dikkate almak zorunda. Çünkü biz büyük bir kitleyi temsil ediyoruz ve azımsanamayacak kadar da oyumuz var" dedi.

İSTANBUL Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Ahmet Kemal Şenpolat, beş yıllık mücadeleyle Türkiye’de sayıları yüzleri bulan hayvan derneklerini kısa adı HAYTAP olan Hayvan Hakları Federasyonu çatısı altında birleştirdi. Şenpolat, bugüne kadar gerilla taktiğiyle mücadele eden hayvanseverlerin federasyonla düzenli ordu haline geldiğini belirterek, "Altı ay içinde 30 derneği daha HAYTAP çatısına alacağız. Hükümetler artık bizi dikkate almak zorunda. Çünkü biz büyük bir kitleyi temsil ediyoruz ve azımsanamayacak kadar da oyumuz var" dedi.

TEMA’ laşacağız

HAYTAP’a ilk etapta Adana Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği DOHAYKO, Diyarbakır Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği DİHAYKO, İstanbul Barınak Gönüllüleri Derneği BGD, Giresun Hayvanları Koruma Derneği GİRHAYKO ve Antalya Konyaaltı Dostları Derneği KDD üye oldu.

Şenpolat, devlete karşı mücadele etmek yerine, ciddi, bilinçli, bilimsel yollarla herkes tarafından kabul edilmiş bir kurum olacaklarını söyledi. Böylece devletin bugüne kadar uyguladığı politikalardan vazgeçmesini sağlayacaklarını belirten Ahmet Kemal Şenpolat, "Önemli olan, dünyaya topluma, insanlara çok daha geniş açıdan bakabilme cesaretini göstermektir. İşte ancak o zaman hayvanlar açısından bir umut vardır. HAYTAP, kısa sürede TEMA ve AKUT gibi bilinen ve dikkate alınan bir tüzel kişilik haline gelecek" dedi.

Oy potansiyeliyiz

HAYTAP Ulusal Örgütlenme Koordinatörü Nesrin Çıtrık ise örgütsüz olarak sorunu çözemeyeceklerini anladıklarını belirterek, Türkiye çapında çok ciddi bir dernekleşme başladığını söyledi. Hukuk, halkla ilişkiler ve lobi çalışmalarıyla kurum ve kuruluşları yasaları uygulamaya zorlamayı amaçladıklarını anlatan Nesrin Çıtrık, "Siyasiler oy getirmeyen hiç bir şeye ilgi duymuyor. Biz de büyük bir kitle olarak aynı zamanda büyük bir oy potansiyeli haline gelip, ilgilerini çekeceğiz" diye konuştu.

’Kabahat’ olmasın

DOHAYKO Gürpınar Şubesi Başkanı Sema Mandev de Hayvanları Koruma Kanunu’nun, Kabahatler Kanunu’ndan ileri geçemediğini belirterek, hayvana şiddetin Türk Ceza Kanunu’na girmesine çalışacaklarını söyledi.

17.08.2008 / Hürriyet

Alice Harikalar Diyarında - YHS Sitesi Şenpolat Röportaj-2005 Yılı

Alice: Tüm canların tek Avukatı, yasam hakkına saygı savunucusu Sevgili Ahmet Kemal Şenpolat’la beraberiz. Kendisine soracağımız çok soru var, cevapları da öyle kısadan verilecek mevzular değil hani!
Av.Şenpolat: Sevgiler, tüm yaşam hakkına saygı sitesine selamlar
Alice: Hatalar zinciri sanki evcil hayvan ithalatında yaptırım gücü olan bir düzenleme olmamasından kaynaklanıyor. Evcil hayvanların kaçak yollardan gelmesi nasıl engellenebilir? Yasal olarak yurtdışından evcil hayvan gelişi, en az ne kadar zaman durdurulsa mevcut olan popülasyonu kontrol altına alabiliriz?
Av.Şenpolat: Öncelikle mesaiye bağlı devlet memurluğu anlayışının değişmesi gerekiyor… Nasıl olacak bu? Eğitimle mi?
Ben artık bunun eğitimle olacağına inanmıyorum.. çünkü eğitim denilince aklımıza klasik lise üniversite diplomaları geliyor.. halbuki merhametin diploması yok…
Gümrüklerde görevli olan insanlara, memurlara, onların müdürlerine, gümrük müsteşarlığına, polislere, savcılara, hakimlere oralardan doğrudan ya da dolaylı olarak sorumlu olan herkese ulaşmamız gerekiyor. Bu belki bir fotoğrafla olur, belki bir video görüntüsü ile, belki bir barınak ziyareti ile, belki yavrusundan uzaklaştırılmış bir anne hayvanın demir kafesler arkasında yaşamaya mahkum ettirilmiş görüntüsü ile. Bir şekilde bu insanlara ulaşıp onların o UNUTULMUŞ merhamet duygusunu ruhlarında bulup tekrar ortaya çıkarmalıyız. Aksi takdirde değil onların bir çok insanın bile bilemediği bir dram kapalı kapılar ardında yaşanmaya devam edecek. Yasal mevzuatı değiştirmenin bile ben yeterli olduğunu inanmıyorum. Durumun vehametini öngöremediğiniz sürece bu gümrük kapılarından daha çok zavallı masumlar geçecek, sonları kim bilir hangi Nazi kampından beter barınaklarda ya da bir belediye görevlisinin tüfeğinin ya da zehirli yemeğinin ucunda bitecektir..
Yazmak da yeterli değil. Açıkçası ben de yıllar önce bu olayın bu kadar derin bir yara olduğunu bilmiyordum. Görevim bu yaşanan dramı artık gözler önüne sermek ve ilgisiz yetkililere bir şekilde ulaşıp onlara yetki ve görevlerini hatırlatmak!· Konunun dram boyutunu, yürekleri sızlatan görüntülerini görünce onlar da sanırım elindeki bu yetkiyi kullanacaklardır artık.
Dünyanın bir çok gelişmiş ülkesine ( hatta KKTC’ye ) bile elinizde torbalarda, kafeslerde, bavullarda istediğiniz hayvanla giremezsiniz. Bizde bu iş maalesef ticarete dönüşmüş.
Hayvan popülasyonunu kontrol alamadığımız sürece ne bakımevleri, ne zehirlemeler, ne itlarflar sona erecektir. Bu iş bu kadar basit. Musluk ana vanadan kapatılması gerek. Tavandan su akıyor biz hep beraber yeri silmeye çalışıyoruz.

Alice :  Petshoplarla ilgili olan yasal düzenleme neden uygulanmıyor? Her Petshopun en az bir veteriner bulundurması gerekirken nedense böyle örnekler göremiyoruz(!)Aksine çok kotu koşullarda satın alınmayı bekleyen aç susuz ve çoğunlukla gençlik hastalığına yakalanmış köpekler ve fivli kediler karşımıza çıkıyor. Petshoplarda satın alınmayı bekleyen evcil hayvanların yaşam hakkını nasıl koruyacağız?
Av.Şenpolat: Çok basit. Yetkililer ilgisiz, ilgililer de bilgisiz! Yasa var uygulama yok, denetim yok. Mülkiyet esasından haklar esasına bir türlü geçemiyoruz.
Onlar mal diye bakıyor biz “Can” diye bakıyoruz.
Sanki birkaç· hayvanseverin çenesi kapansın diye sanki yasalar ve yönetmelikler çıkarılmış. İşlerine geldi mi istedikleri katliam veren yasaları uyguluyorlar, işlerine gelmediği için ya da çok sıradan ve rutin iş olduğu için denetim ile ilgili hükümleri çalıştırmıyorlar. Tarım il müdürlüklerine ben bizzat gidip konuşuyorum, dilekçe veriyorum. Önce anlayışla karşılıyorlar, sonra uygulama yok.. çünkü mesai 17:00’de bittiği için servise yetişmesi lazım.. ya da imzalanıp, damgalanıp, mühürlenecek bir ton evrak var masa üstünde.. onların yapılması lazım… zaman yok, eleman yok diyorlar.. yani orada o hayvancıklar bir şekilde gününün 37 saate çıkmasını bekliyorlar ki fırsat kendilerine gelsin..
Onlar ellerindeki yetkiyi gereği gibi kullanmayınca da malum vetler de istedikleri gibi cirit atıyorlar, diplomalarını kiralıyorlar. Bırakın Vet. denetimini bu giren hayvanların çoğu menşei şahadetnamesiz, faturasız, KDV’si ödenmemiş, aşıları yapılmamış, anacağından 3 ay geçmeden para hırsı uğruna sütten kesilmiş. Buna gözlerini kapamak vicdansızlıktır, merhametsizliktir, doğaya ve tanrıya saygısızlıktır.
Onların derdi hayvanların azalması, bizim derdimiz insan olan insanların çoğalması!
Alice:  Evcil hayvanlar hediye listesinde olmalı mı? Çocuk heveslendi diye alınan petler ya otobanlarda, bakımevlerinde ya da çöp kutularında sonlanıyor. İnsanların sahip oldukları hayvanları bu şekilde fırlatıp atmalarını nasıl önleyebiliriz? 
Av.Şenpolat: Keşke ben olmamalı desem de herkes bunu peygamber sözü gibi dinlese. insanlar değil hayvanları , arabalarını , telefonlarını , evlerini, atlarını , yatlarını ve katlarını bile bu moda akıma göre belirliyorlar.. tamamıyla tüketim ve marka toplumu olmanın getirmiş odluğu sıkıntıyı hayvanlar da çekiyor. O dönem St. Bernard moda ise hemen gidip parayla satın alıyor, 40-50 derece sıcakta onu kulübede beslemeye kalkıyor. Tüm okullarda hayat bilgisi dersi var. Daha küçükken bu çocukları okullar barınaklara götürmeleri gerekiyor. Hatta önce petshoplara sonra barınaklara, her dönem en az bir kere. İşte bundan iyi eğitim olmaz. Orada yaşanan dramı gördükten sonra kimse petshop trafiğini bu şekliyle hareketlendirmeyecektir. Durumdan öğretmenlerimizin haberi bile yok, olsa da bu barınakları hayvanat bahçesi sanıyorlar. Halbuki barınaklar eğlence yeri değil, orası öksüzler ve yetimler yurdu. Hepsi annesinden ayrılmış, ayrılmaya zorlanmış, sakat hasta hayvanlar. Hepsi bizim suçumuzun cezasını çekiyorlar.

Alice:  Diğer bir mevzuda apartmanda hayvan beslenmesi... ve sanırım en çok karşılaştığınız bir dava biçimi olsa gerek diye düşünüyorum. Yaşam Hakkına Saygı Web sitemizde bulunan Donkişot köşenizde yasaları ve yönetmelikleri çok açık bir biçimde bize sunuyorsunuz· ama belki okumamış olanlar vardır diye ben yeniden sormak istiyorum. Apartmanda evcil hayvan beslemenin yasal prosedürünü bir kez daha anlatır mısınız?

Av.Şenpolat: Öncelikle şunu söyleyeyim, ihtarname ile ihbarname ile apartmanda alınan genel kurul kararı ile, polis ile zabıta ile hayvanın evinizden tahliyesi mümkün değildir. Tüm hayvan besleyenler ya da hayvan korumacıları diyelim, toplum içinde kendilerini masum ve mazlum gördükleri için seslerini çıkaramıyorlar. Bu tipten teknik laflar duyunca korkup siniyorlar ve hayvanlarından uzaklaştırılabileceklerini düşünüyorlar. Halbuki tahliye ancak mahkeme kararı ile hatta bunun yargıtaydan geçip kesinleşmesi ile mümkündür.
Öncelikle şuna dikkat edilsin eğer yaşadığınız yer toplu yaşam alanı ise (Apartman, Site) buranın bir genel yönetim planı vardır. Öncelikle buna baksınlar. (Bu tapudadır. Oraya gidip bakacaksınız.) Eğer burada yasak yoksa işiniz kolay. Ama yasak yok diye de evinde 20-30 kedi köpek besleyenlere de mahkeme müsamaha göstermez. Çünkü kat mülkiyeti kanunu bunu yasaklar. Yani Mozart çok güzeldir diye sesini sonuna kadar açamazsınız. Kullandığınız özgürlük diğer insanların özgürlük alanlarına müdahale etmemelidir. Hijyen, koku ve sağlık kurallarına riayet objektif kıstaslara göre belli olur.
Öte yandan böyle bir yasak var diye de tahliye yine garanti değildir. Bununla ilgili birçok Yargıtay ve mahkeme kararını yaşam hakkına saygı.com sitesinde yayınlıyorum zaten. Bu durumda iyi bir avukatınız olmasında fayda var, taktiksel hukuki hareketler yapılmasında size yol gösterir.
Kaldı ki 5199 sayılı hayvanları koruma kanunu, yönetmelik, uluslararası sözleşmeler, doktrin hayvanlarımızın yanında. Ancak bunu mahkemede iyi anlatabilmek lazım. Çünkü mahkemeler de açıkçası konuya tam hakim değil. Onları doğru bir şekilde yönlendirmek lazım.
Bana kalsa ben Türkiye’de doğanın hakları için· uzmanlaşmış tarafsız bir DOĞA HAKLARI MAHKEMESİ. Buna programımızın süresi elvermez. kurarım da.. Neyse bu çok daha uzun konu…
Alice: Bakımevleri mevzusuna değinmek istiyorum. Barınaklar yeni isimleriyle Bakım Evleri gerçek anlamda işlevini yerine getirebiliyor mu? Yasada Belediyelerle ilgili nasıl bir sorumluluk çerçevesi belirlenmiş? Kim Belediyeleri denetliyor aksi takdirde yaptırım gücü olan bir uygulama var mı?
Av.Şenpolat: 5199 sayılı HAYVANLARI SAKIN KORU-MA yasası ile getirilen “Barınak” kavramı maalesef kendi ihtiyaçlarının üzerinde hayvan istihdam etmektedir.· belediyelerin en son para harcamak istedikleri işkence merkezleri haline gelmiştir. Birçok belediye barınak için ayrılan fonu barınaklara harcamıyor. Barınaklar tüm yerel yönetimlerce hayvanların hapis edildiği, yaşamaya mahkûm edildiği yerler olarak algılanmış ve oraya gerekli maddi yardımın aktarılmaması ve gönüllülerle işbirliğinin reddedilmesi sonucunda maalesef Nazi kampından beter, hayvanların yemek ve su bulamadıkları için birbirlerini bile yedikleri soykırım merkezleri haline dönüşmüştür.
Türkiye’de birkaç iyi örnek dışında binlerce barınağın· durumu çok vahimdir, resmi ölüm kampıdır, katliam merkezidir. Gönüllü çalışmak isteyen kişiler bu barınaklardan uzaklaştırılmaktadır. Yerel yönetimlerle İşbirliği yolu tüm genelgelere, bakan imzasına ve talebine rağmen kapalıdır.
Burada çok kısıtlı alanda birbirlerinin üzerine çıkan hayvanların değil ilacı, veteriner hizmetleri yemeği suyu bile düzenli gelmemektedir. Orada binlerce can nefes almakta, hayata tutunmaya bile zorlanırken gözlerin kapatılması tamamen merhametsizliktir. ERDEK ‘te yaşanan barınakla ilgili sorunlar savcılıklara intikal ettirilmesine rağmen bugüne kadar hala ilgisiz yetkililer hakkında bir yaptırıma dahi dönüşmemiştir. Merhametsizliğin, duyarsızlığın en büyük örneği barınaklarda yaşanmaktadır.
Oysa bir an önce kısa vade de ıslah için maddi kaynak aktarılmalı buraları barınaktan bakımevi rehabilitasyon merkezlerine çevrilmeli, gönüllü çalışmak isteyen dernekler, vakıflar kişiler rahatça buralara girmeli, denetim yapmalı idari personelle, yasadaki il hayvan kurulu ile işbirliği içinde çalışmalarına izin verilmelidir.
Oysa bir an önce kısa vade de ıslah için maddi kaynak aktarılmalı buraları barınaktan bakımevi rehabilitasyon merkezlerine çevrilmeli, gönüllü çalışmak isteyen dernekler, vakıflar kişiler rahatça buralara girmeli, denetim yapmalı idari personelle, yasadaki il hayvan kurulu ile işbirliği içinde çalışmalarına izin verilmelidir. Uzun vadede (önümüzdeki beş on yıl içinde) ise barınak kavramı tamamen hayatımızdan kesinlikle kaldırılmalı barınak bakımevi fonksiyonunu almalıdır. Yani muhtaç, sakat, sokakta barınamayacak ya da rehabileteye muhtaç hayvanların yerin olmalıdır. Kısırlaştır-Aşılat-aldığın yere bırak da ben açıkçası ısrarcıyım.
Yerel yöneticiler kaldırım taşını değiştirmeyi , barınaklarda yaşanan drama son vermeye tercih etmektedirler.. Barınaklar bir hayvanat bahçesi değil kimsesizler, öksüzler ve yetimler yurdu gibidir. Yetkililer hala “önce insan” zihniyeti ile kasabalarını kurtarma peşindedir.
Belediyeler aslında İç işleri bakanlığının denetimi altında, ama konu “it –kedi-köpek-eşek” olunca denetlenmese de olur bakış açısı hakim. Eminim oradaki görevliler bile yaşanan dramı bilmiyorlar. Çünkü bunu medyamız da bir şekilde dile getirmek istemiyor.. Görüntüleri herkes biliyor ama gözünü kapıyor. Çünkü vicdan nasıl başka türlü rahatlayacak.. yasa ve genelgeler lafta kalmış durumda. Yasadan önce tasa gerekiyor. Yasa ile düzeltebilseydik o zaman dünyanın en iyi yasalarını alır toplumu refaha da eriştirirdik. Bu durumda bizim bir şekilde toplumu bilinçlendirip onlara ulaşmamız gerekiyor.
Unutmayın bu toplum Sivas’ta 37 insanın cayır cayır yanmasına gözlerini kapayan belediye başkanını önce açığa aldı. …sonra kapalıya oradan da numaralıya!
Alice: Özelbloğunuzda, BU DÜNYADA BİR İNSAN OLABİLİRSİN AMA "BİRİSİ" İÇİN BİR DÜNYA OLABİLİRSİN yazıyor. Belki de tekbir satır birçok şeyi anlatıyor. Birçok meslektaşınızın aksine hayvanlarla ilgili yasal davalara baş koyarak, yasam hakkını savunduğunuz canlar için çok büyük bir DÜNYA olduğunuzu düşünüyorum.
İyi ki Varsınız!
10/7/2005

4 Ekim 2014 Cumartesi

4 EKİM HAYVANLARI KORUMA GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Ahlaksızlar ! Şerefsizler ! İşbirlikçiler !

Hiç bu kadar sert başlık kullanmamıştım şimdiye kadar..

Tekrar söylüyorum....Ahlaksızlar Şerefsizler İşbirlikçiler !

Bu hafta sonu İstanbul’da yoğun yağış sonrası sabahın köründe İstanbul’un Avrupa yakası bölümündeki ormanlarında idik. İzbe, çamur, yağışlı, kimsenin geçmediği, kirli pasaklı, isli sisli pis puslu bölgelerden birisi.. Orman demeye bile bin şahit lazım.. Şehirin bir parçası demeye insanın yüzü kızarır..

İşte nasıl olduysa bulmuşlar buraları o aklı evvel cin vatandaşımız , süper zeki belediyelerimiz.. kamyonları dayayıp dayayıp boşaltmışlar gariban hayvanları...ve bir kaç günlük yavruları..


Vicdan dayanmaz bunu yapmaya…
Hepsi aç , hepsi sefil.. hepsi o şiddetli yağmurdan ıslanmış...hepsi yaban hayatla içiçe kalmışlar.. bir kuytu yer bile bulamamış bu yavrular.. Hepsi dört gözle gelen arabalara atlıyorlar... Yolda kimileri köylülerin atış talimine hedef olmuşlar, kimbilir nasıl can çekişerek ölmüşler.. Tek suçları dört ayaklı olmak... O yağmurda biz yönümüzü bulamadık arabamız zor ilerledi.. onlar ne yer ne içer şu eli öpülesi gönüllüler olmasa? Vicdansızlar, ahlaksızlar... Batı medeniyetini kopyalayıp uyutma öncesinden bir kur evvelini uygulayan işbirlikçiler..
Geçtiğimiz hafta sonu çekilen bu görüntüler ve haberleri önümüzdeki günlerde umarız TV ekranlarına da yansıyacak...yüzünüz varsa kızarır emir verdiğiniz adamlarınızın işi hangi boyuta getirdiğini görürsünüz.. Siz kaldırım taşlarını değiştirirken, hayvanlara yaptığınız bu zul bir gün elbet çıkacak...

Anadolu'nun merhamet duygusunu tatmamışlar..."Onlar ölürse bana bir parça daha yaşam alanı açılır " diyen arabesk zihniyet!   Beni seçen seçmen istemiyor ben de onların dediğini yaparım diyen zihniyet

Mangalda kül, müslümanlıkta püskül, edebiyatta fasikül bırakmayan kıravat takmış ama adam olamamış  takım elbiseli kıroluktan kurtulamamış zihniyet..

Hiç mi düşünmediniz o yavruları oraya bırakırken bunlar ne yer ne içer diye? hiç mi kalbiniz sızlamadı?

Bir sonraki aşamada da batıdaki abilerinizle işbirliği yapıp uyutma kararı ya da kaçakçılığa mı götürecek bu zihniyet sizi... yoksa komisyon mu alacaksınız her striktinin ve zehir satışından...

Kısırlaştırma için bile yüzbinlerce dolar tutan ihalelerden ceplerinizi mi doldurmayı hedefleyeceksiniz..?

Ahlaksızlar , Merhametsizler , İşbirlikçiler !

10/05/2007
Av. Ahmet Kemal ŞENPOLAT




1 Ekim 2014 Çarşamba

AB Mevzuatı ve Hayvanların Uyutulması
Sayın Günel Başar,Sayın E.. C... ,

Aşağıda "ismini özellikle sakladığım"  kişinin bilgileri tamamen yanlıştır. AB mevzuatında böyle bir uygulama olabilir ama Türkiye AB'ye üye olmadığı ve böyle bir uygulamayı kabul etmediği gibi aşağıda bahsedildiği gibi

* 5199 sayılı hayvanları koruma kanuna ve yönetmeliklere göre hayvanları barınaklara tıkıp bir hafta içinde öldürmek,


* 2005 yılı ve 2006 yılında ayrı ayrı çıkan Bakanlık genelgelerine  göre hele toplu olarak sokak hayvanlarını itlaf etmek hukuken  yasaklanmıştır.

* Türkiye bu ana kadar böyle bir uluslararası anlaşmaya da imza atmamıştır.

Bugüne kadar idari makamlarca yanlış olarak uygulana gelen ve adeta usta-kalfa-çırak silsilesi ve hiyerarşisi içinde öğrenilen ve uygulanan toplu katliamlar hukuken sona erdirilmiştir. Fiili olarak eskiden gelen bu alışkanlığa uygulamaya devam ettirmek ise, bu zalimliğe kılıf olamaz.

Barınakların da fonksiyonu bakımevi olarak hasta, sakat ve yaşlı hayvanlar için çalışmasıdır. Bir ölüm kampı ya da toplama merkezi de asla  değildir. Ama fiili durum maalesef oraları da nazilerin toplama merkezine çevirmiştir.

Mektupta bahsedilen "Dayatmacılık" konusuna gelince;

Burada bahsedilen durum hayvanların doğal yaşama ortamına girip, Zekeriyaköy gibi bir zamanlar tamamıyla ormanlık bir alana girip evleri yapmak, kooperatif alanları adı altında ve 2b istisnalarından yararlanıp evler inşa etmek, aslında biz insanların hayvanlara ve doğaya olan merhametsizce yaklaşımımız ve tüm hayvanları doğal ortamından uzaklaştırılması için doğaya karşı dayatmamızdır.

Yani onları mevcut doğal ortamlarında bile yaşamamaları için bulundukları yerlerden imar kanunlarımızı, belediyeleri zorlayarak biz insanların yaptığı hareket aslında bir dayatmacılıktır. "Biz geldik, artık sizin burada işiniz yok, uzaklaşın, ölün, ölmüyorsanız biz sizi acımasızca öldürürüz" dür.

Dayatmacılık, Petshoplara, üretim çiftliklerine, yurtdışından zevk için getirilip satılan hayvanlara karşı çıkmanın zor olduğunu bilip, kolay yoldan hayvanlarıidari makamları da alet ederek katletmek, güç denemesi ve mutluluğun onların olmaması üzerine kurulmasıdır.

Halbuki musluk ana vanadan kapatılırsa , (üretim çiftlikleri, pet shoplar denetlenirse, programlı kısırlaştırma yapılırsa ) sokak hayvanı problemi sona erecektir. Eğer öldürme ile itlaf ile sorun çözülmüş olsaydı, Hayırsız adada, toplu İstanbul katliamlarında atalarımız başarılı olmuş olurdu...

Birkaç kendini bilmez hayvanseÇerin ( hayvanseverin değil ) yapmış olduğu, komşuluk hukukuna aykırı davranışları, ya da o bölgedeki kısmi hayvan ve doğa hakları savunucularının kısmi de olsa örgütlenmelerini küçümsemek, idari makamlarla müspet yönde işbirliği adımlarına gitmemek aslında uzun vadede herkesin şikayet ettiği son durumu ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Hayvanları öldürmek gibi basit bir çözüm yerine işbirliği ve örgütlenmelere yardımcı olmak asıldır. Yoksa bir yandan insanlara petshoplardan hayan alacak, bir yandan  bunları terkedecek, bir yandan da belediye bizim vergilerimizle bunları soluk borularını nefessiz bırakaraak teknik deyimi ile UYUTACAK...bu vahşi çember ve bu kabul edilebilir, insani bir çözüm değildir.

Sesleri dilleri olmayan sokak hayvanlarına mal edilemez. Oralara terkedilmek onların suçu değildir. Son genelgeler  hayvanların kısırlaştırılıp, aşılanıp alındığı bölgedeki hayvan koruma gönüllülerinin kontrolüne terkedilmesi yönündedir.

Anadolu’nun, AB’den en büyük farkı merhamet duygularının ve hoşgörüsünün sonsuz olmasıdır. AB, o nedenle bizim için bu konusuyla örnek alınacak bir kurum değildir, bilakis bizden çok şey öğrenmeleri gereken, sadece kendi düşündüklerinin doğru olduğunu düşünen, hatta bu vahşi uygulamadan sadece ticari olarak para kazanılmasına izin verdiği için uygulaması doğru gözükse de aslında bu yönüyle bile dayatmacı bir kurumdur. Lütfen ekli belgeleri dikkatli olarak inceleyiniz. Bu yazıyı ekleri ile beraber ilgili kişiye yönlendiriniz. Av. Ahmet Kemal ŞENPOLAT İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı HAYTAP Hukuk Danışmanı

______________________________________________________________________
----- Original Message -----
From: Günel Başer
To: asenpolat@superonline.com 
Sent: Tuesday, May 15, 2007 3:55 PM
Subject: Fw: Sokak köpekleri ile ilgili Üyelerimizden gelen e-mailler

Sayın Ahmet Kemal Şenpolat,

Bugünkü telefon görüşmemize atfen, ...beyin, kooperatifimiz kanalıyla göndermiş olduğu görüşlerini bilginize sunar, lütfedeceğiniz cevabınızı beklerim.
Saygılarımla,
Zeynep Başer
________________________________________________________

----- Original Message -----
From: Zekeriyaköy Kooperatifi
To: Undisclosed-Recipient:;
Sent: Monday, May 14, 2007 6:28 PM
Subject: Sokak köpekleri ile ilgili Üyelerimizden gelen e-mailler

Sayın Nazmiye Tüfekçioğlu
Zekeriyaköy Çevre Gönüllüleri Sözcüsü

Nazmiye Hanım,

Sokak köpekleri meselesini çözmenin tek yolu, bu konuda "Hukuk" ne diyorsa onu yapmaktır. Bahsettiğim hukuk, tam üyesi olmak için ulusça gayret sarfettiğimiz AB kanun ve yönetmelikleridir. Yüzyıllar süren ve binlerce, belki de onbinlerce olaydan sonra oluşan hukuku, yani sokak köpekleriyle ilgili olarak il idaresinin, belediyelerin ve de diğer yerel yönetim birimlerinin görev ve yetkilerini düzenleyen yasaları ve yönetmelikleri yok sayarak çözüm geliştirilemez.

AB mevzuatı içinde, belediyelere, sokakta bulunan başıboş köpekleri toplayıp, belli bir süre, mesela bir hafta barınakta tutmak ve bu süre içinde sahiplenilmeyenleri "uyutmak" vazifesi verilmiştir. Yani ne kadar üzülürsek üzülelim, bu köpeklerin ebediyen uyutulmasından başka çare yoktur. Bu hayvanları aşılatıp, kısırlaştırıp, kulaklarına da küpe takıp sokaklara salmak diye ne ülkemiz ne de AB mevzuatı içinde bir hal tarzı yoktur. Benim bildiğim budur. Bilgilerim eksik veya yanlış olabilir. Öncelikle ülkemiz hukukçularından ayrıca  Brüksel'deki AB Merkezinden konuyla ilgili yasal kurallar öğrenilebilir. Kurallar ne ise, hepimiz aynen uyarız.

Bu beldede yaşayan insanların ve özellikle başıboş köpeklerinin hedefi olan çocukların, sokaklarda ve parklarda özgürce oynama ve dolaşma hakkını kısıtlamamak için  yukarıda arzettiğim  çözüm yolunu hayata geçirmek mecburiyeti vardır. En azından yasal uygulamalara karşı çıkmamak  gerekir.

Aksi davranış, kendi tercihlerimizi,  başkalarına dayatmaktan başka bir şey değildir. Ne kadar insaniymiş gibi durursa dursun bu, bir zorbalıktır.

Saygılarımla,

E...C...

2054 Yılına Mektup

Sevgili Dost ,
Bu mektubu kaleme aldığımda yıllardan 2012, aylardan ise kasım. 
Eğerki bu mektubu okuyorsan, mücadele heyecanınız hala devam ediyor ki, bu yıllardan taaa o taraflara bakınca bu gerçekten göz yaşartıcı bir duygu.
Bu mektubu okuyorsan eğer, hayvan hakları tarihimize bakıp HAYTAP olarak ne faydalarımız oldu, kaç hayvana elimiz değdi, ne öğrendik, ne kaybettik, ne hatalar yaptık, HAYTAP niye kuruldu diye soruyorsun ve  daha iyisini yapmak için kurcalıyorsun diye düşünüyorum.
Büyük olasılıkla bu örgütlenme ve kurumsallaşmanın temellerini atan bizleri büyük olasılıkla  2054 yılında  yanında bulamayacağından, buralardaki satır aralarında neler olduğunu 2000li yılların başında neler planladığımızı merak ettiğindendir.
Yani senden 40 yıl önceki insanlar neler düşünüyordu, neyin mücadelesi peşindeydi, sizlere ne miraslar bıraktı diye kurcalıyor olduğundan bu satırları bir yerlerden bulup okuduğunu tahmin ediyorum. 
Aslında çok ama çok şey var anlatacak.
Tek başına bu mektup yaşadığımız bu yılları tarif etmek için kesinlikle yeterli değil. Bunun için çok geniş kapsamlı arşiv taraması, basını inceleme, cımbızlanan röportajların bir kısmını değil de tamamını bulup okuma, yanlış insanları ayıklayabilme, eski televizyon kayıtlarının tamamını bulup izlemeni hararetle tavsiye ederim. Tek taraflı okuyacağın yazılar büyük olasılıkla seni yanlış kanıya varmana, dolayısıyla ondan sonraki 40 yılı planlamanda  da hataya sevk edebilir. Onun için olabildiğince sana bugünün teknoloji olanakları ile büyük oranda belge, bilgi, birikim, kaynak, delil ve çalışma bırakıyoruz.
Büyük olasılıkla elinde şu anda bugünkünden daha iyi bir örgütlü oluşumu tuttuğuna  inanıyorum. Hatta kıyıda köşede birikmiş üç beş kuruş, başını sokabileceğin bir çatı, hayvanlara yardım ulaştırabilecek araçlar, banka hesapları, onlarca halkla ilişkiler çalışması, filmler, sana gelir sağlayan Haytap Shop ve en önemlisi  kalbi ile hareket etmeyip beyni ile hareket eden profesyonel çalışan ekiplerin olduğunu bugünden görebiliyorum.
Bu virgüller ile birbirinden ayrılmış edinimlerin  her birisi aslında o kadar  zor elde edildi ki ne kadar anlatırsam anlatayım tahmin  bile edemezsin. Bunların elde edilmesi için nice arkadaşımız özel hayatından feragat etti. Nicesi paralarını, ruhunu harcadı, beş para etmez adamlarla zaman harcadı,  psikolojik dayanıklılık testini geçmek zorunda kaldı. Bugünleri yaşamayan birilerine bunları anlatmak çok zor, belki de sizler için tarihte bir turistik gezi gibi...
Şimdiden bunu da kestirebiliyorum.
Ama biliyorum ki, yaptığımız tüm bu mücadeleye rağmen sahipsiz hayvanları mahallelerimizde barındıramadık, buna  gücümüz yetmedi. Siz o günlere yetişemediniz. Sokakta bizle yaşayan hayvanlar vardı biliyor musun? Onları görmeniz için çok mücadele verdik ama olmadı. Olamadı.
Hayvanlar için çok istememize rağmen elle tutulur ciddi yasalar çıkartamadık çünkü toplumun içinde yaşadığı terör, işsizlik, gasp, tecavüz, kadına karşı şiddetin yanında hayvanlara  bir türlü sıra gelemedi. Bırak yasayı hayvanların hala kumar için koşturulduğunu şimdiden tahmin ediyorum.  Birçok hayvansever (!) kesime, kedi köpek dışındaki dünyayı 2000li yıllarda anlatamadık. Mezbahalarda kimyasal yollarla büyütülmüş, doğurtulmuş hayvanların çoğaldığını kanser türü hastalıkların sizin döneminizde daha da arttığını tahmin etmek zor değil. 
İkna edemedik.
Kedi ve köpekler süs hayvanı olma yolunda büyük bir hızla ilerlemiş olmalı. Sokak hayvanları kalmayınca petshopçuluğun körüklendiğini de tahmin ediyorum. Çünkü vatandaş ve belediye el eleverip sokaktaki garibanları onları yok etmek için türlü hileye yalana başvurunca talebi karşılamak için cins hayvanlarla dolu bir dünyada uyandığınızı da tahmin ediyorum. Onları da tüm mücadeleye rağmen engelleyemedik.
Ama şunu bilki elimizden geleni bu bütçeyle, bu insanlarla maksimum düzeyde mücadelesini yaptık.
İnan buna.
Hatalar da yapmış olabiliriz fakat alçak kapitalist sistem, insan nüfusunun hızlı çoğalması, plansız kentleşme, zübükzade siyasiler, pembe haberler vermekten hoşlanan ko-medya  doğanın ve hayvanların sömürülmesinde bizim gücümüzün çok çok üstüne çıktı.
Evet, mücadeleye eşit koşullarda başlamadık. Ama tüm bunlara rağmen dünyanın tekerine tam bu dönemlerde çomak sokmaya başladık.  Çoğu kişiyi rahatsız ettik. Çoğu belediye başkanı, bürokrat  bizi sevmedi, çoğuyla davalık olduk. Nerdeyse davalarımızın tamamını kazandık.
Sesi çok çıkanların değil, düşünceleri ses getirenler olmaya işte tam bu dönemde başladık.
Milad olduk.
Elde ettiğimiz ve size miras olarak bıraktığımız bu mücadele ruhu ve kazanılan tecrübeler sizlere daha da büyük şevk vermeli. Çünkü sizin elinizde dün bizim elimizde olanlardan çok daha fazlası var. Keşke bize de 2000li yılların başında böyle bir birikim bırakılmış olsaydı da biz her şeye sıfırdan başlamamış olsaydık. O tecrübelerden, maddi birikimlerden, bilge insanlardan faydalanabilseydik.
Ekosistemin, egosistemlerimizden üstün gelmesi gerektiğini keşke daha iyi anlatabilseydik.
Şu halimizle bile inanmayacaksın ama binlerce hayvana elimiz değdi. Yüzbinlercesinin hayatını ise gözümüz görmediği elimiz değmediği halde kurtardık. Bizim zamanımızda yunusların hapsedildiği havuzlar, aslanların ateş çemberinden atladığı sirk denilen işkence merkezleri, özel ve kamu mülkiyetinde demir parmaklılar arasında tutulan ayılar ve bunun doğru olduğuna inanan hayvanseverler vardı biliyor musun? En azından sen bunlarla uğraşmayacaksın. Bu kadarcık basit birşey için bile, demir kafeste can olmasın diye bile çok uzun mücadeleler verdik.
Çünkü ateşi ve ihaneti gördük...!
Toplumda bilincin oluşması çok büyük zaman alıyor. Biz bu işe başladığımızda kedi ve köpekleri öldürmeyelim ile kürk gerçeğinden başka ciddi düzeyde bir tepki  yoktu dersem inanır mısınız?
Sizin zamanınızda bu bilinç kazanımlarının  bile devralanması her şeyden önce çok büyük bir artı olacak. 2000li yılların başında bile hayvan hakkı denilemeyen,  negatif enerjisi olan insanlardan bir bayrağı  devraldık. 2010lu yıllarda ise ne mutlu ki onların yasalarından, onların mutfakta yaşadıkları dramlardan, hayvanat bahçelerinden, yunus parklarından bile bahsediliyor. Televizyon programlarına çıkmak sizler için çok olağan olabilir ama 2000li yılların başında televizyona çıkmak, gazetelerde beş satır haber olmak başlı başına olaydı. Halbuki şu anda nerdeyse her ay büyük kitle iletişim araçlarındayız, Anadolu’dayız, okullardayız, temsilciler toplantıları her an her yerdeyiz.
Şu anda size olağan gelen Haytap içinde kaçıncı temsilciler toplantısı yapıyorsunuz bilmiyorum ama bizim dönemimizde aynı STK kendi içinde genel kurulunu bile yapamıyordu biliyor musunuz? Biz onları bile o kadar güzel aştıkki herkes bir an önce buluşalım, bir yıl çabucak geçsin de beraber olalım diye can atıyor. Ama bunları kazanmak için bile çok uğraşmak gerekti. Sizin de hala başka hakların mücadelesini kazanmak için uğraştığınız gibi.
2054 yılında hayvan haklarında bu tecrübelerden faydalanarak HAYTAP'ın çok daha iyi yerlere geleceğini, markalaşmış, kurumsallaşmış, profesyonel ekiplerle çalışan, geliri giderlerinden fazla olan bir federasyonun bizdekilerden çok daha fazla iş yapacağını da öngörüyorum. Çünkü biz hep ekip çalışmasını önde tutarak, birlikte karar alarak, takım ruhunu kalbimizde  oluşturarak bir ismi yarattık. İsim yaratılmadan, güçlü olmadan, hayvanlara yararlı olamayacağımızı anladık. Dilenerek, yalvararak, şikayet ederek, lanet okuyarak bir yere gelinemeyeceğini, dünyanın tekerine çomak sokulamayacağını öğrenmek ve öğretmek bile bir zihinsel evrimdi diyebilirim. Tek tek bireysel, mücadeleler ile biryerlere varılamayacağını görmek ancak bizim dönemimizde anlaşıldı.
Çünkü güçsüzlere yardım edebilmek için güçlü olmak gerektiğini öğrendik. Onun için sana sistemi oturmuş kurulu bir düzen bırakmak için ismini o gün hatırlayamayacağın çok arkadaş emek verdi.

Sana saçma geliyor olabilir ama bunu anlatabilmek için bile bir bilsen  ne kadar çaba sarfettik, ne kadar kavga ettik, ne kadar üşüdük, ne kadar birbirimizi kırdık bilemezsin. Ne engellerle karşılaştık anlayamazsın.
Ateşi gördük.
Eminim sen de hala aynılarını yaşıyorsun. Sana tek tavsiyem bunu ancak çok ciddi bir ahlaki duruş ve insanlara dürüstçe yaklaşımla aşabileceğindir.
Artık sen arkadaşlarınla, 2054 yılından sonrasında  öyle güzel mirasla yola devam edeceksin ki, eğer gelirlerinizi doğru bir şekilde kullanırsanız, doğru zamanda doğru insanlarla çalışırsanız, yanlış insanları acımadan elerseniz, etrafınızda bir dostluk zinciri ve aile kurarsanız, sizler milyonlarca hayvanın hayatında bizdekilerden daha da iyi kararlar alabileceksiniz.
İşte tüm bugünkü mücadelemiz sizin o yıllarda daha iyi bir altyapıya, birikime, gelirlere ulaşmanız içindir.
Hani olur da hatırlarsanız arada sırada 2012 yılındaki bu satırları yazanı ve ekip arkadaşlarını, toprağa ya da denize karışmış tozlarında, daha o gün kurtardığınız bir hayvancığın teşekkürünü bizlerin mezar başına getirerek anımsayın.
Hepinizi 2012  yılından hasretle kucaklıyorum. Keşke hepinize sarılabilmek mümkün olsa. Ama siz birbirinize bir sarılın şöyle özgürlük dolusu. En az biz de yanınızdaymışız kadar sevinmiş oluruz.
İnanın.
Elimizden bu yokluk ve bu sıkıntılarda ancak bu kadarı geldi ne olur daha iyisin yapamadığımız için bizleri anlayışla karşılayın.
Affedin...
Av.Ahmet Kemal ŞENPOLAT
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı
7 Kasım 2012