3285 sayılı Hayvan Sağlığı Ve Zabıtası Yasası Türkiye’ye orijin belgesi, faturası,
sağlık belgeleri, aşıları tam olarak yapılmamış hayvanların girmesini
yasakladığı gibi gerekli gördüğü zamanl arda da yurt içindeki insan ve
hayvan sağlığını korumak için bunları öldürme yetkisini verir.
Eski Demirperde
ülkelerinin kapitalist dünya ile tanışması ile başlayan ticaret ilişkileri
özellikle son yıllarda, kendisini ekonomik olarak düşük seviyede tarif
edebileceğimiz bu ülke vatandaşlarının ek gelir kaynağı olarak Türkiye’ye yavru
kedi ve köpek hayvanlarını bavullarla, torbalarla yanlarında getirmesi ile
onlar açısından ciddi gelir sağlayacak bir ticaret kaynağı olmasına neden
olmuştur.
Dünyanın birçok gelişmiş ülkesine ( Hatta en yakınımızdaki KKTC’ye ) bile
elinizde torbalarda, kafeslerde, bavullarda istediğiniz kadar hayvanla
giremezsiniz.
Bu kurallar bu
ülkelerde hem insan sağlığı yönünden, hem hayvanların birbirine bulaştırabileceği
olası hastalıkları önleme açısından yasalarla ciddiyetle sınırlandırılmıştır.
Ancak Türkiye’de bu durum son yıllarda hem de artarak giden bir illegal ticaret
şeklinde sürmekte ve bu işi yapanlara karşı cezai yaptırımlar yetersiz
kalmaktadır.
5607 sayılı
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ülkemize gümrük muamelesine tabi olmayan her türlü
malın giriş ve çıkışını yasaklamaktadır.
Özellikle kaçak eşyayı
bir yerden bir yere nakletmek gerek para cezası gerekse hapis cezası ile
yaptırımlandırılmıştır. Bu konudaki baro
hayvan hakları komisyonu olarak özellikle Gümrük Müsteşarlığı nezdinde yapmış
olduğumuz uyarılarımız[1] , müsteşarlıkça ciddiye alınmış ve en azından amatör
tacire karşı tüm sınır kapılarına özellikle Rusça Romence ve Türkçe olarak
uyarı levhaları koyularak bu işin ticaretini yapan kişiler açısından
caydırıcılık unsuru olması sağlanmıştır.
Özellikle sınır kapılarında yakalanan bu yavru hayvanları getirenlere karşı
savcılık tarafından açılan davalar da maalesef suçun örgütlü olmamasından dolayı
hafif para cezaları ile geçiştirilmektedir. Oysa bu kişiler
Türkiye’de faal olarak bu işi faturasız, menşei şehadetnamesiz, sağlık karnesiz,
aşıları bile tam olarak yapılmamış hayvanlar üzerinden sorumsuzca ve sınırsızca
yapmaktadırlar.
Üstelik bu suç
aslında Türkiye’deki iştirakçilerle beraber sistematik, örgütlü ve organize bir
şekilde işlenmektedir.
5607 sayılı yasanın üzerinde hassasiyetle durduğu nokta işte burasıdır. Suçun
örgütlü ya da münferit olarak işlenmesi. Çünkü münferit olarak
işlendiği kabul edildiğinde şüpheli tutuksuz yargılanmakta ve en iyi olasılıkla
para cezasına çarptırılmaktadır.
Tüm çabalarımıza rağmen
bu suçun Türkiye’deki büyük Petshop distribütörleri ile ortaklaşa ve organize
yapıldığını savcılıklara anlatamamış olduğumuzu da belirtmemiz gerekir. Çünkü
bu suçun münferit olarak işlendiği kanısı oldukça şüpheliler para cezası ile cezalandırılmakta,
bu para cezası da bu kişinin zatan yabancı uyruklu olması ve kısa sürede tekrar
kendi ülkesine dönmesinden dolayı zaten gerek tebligatların yapılamaması, gerek
bu kişinin tekrar ifadesinin alınamaması ve gerekse bu paranın tahsil
kabiliyetinin olmaması nedeniyle etkisiz kalmaktadır.

Halbuki suçun örgütlü
ve organize olduğu, bu hayvanların Türkiye’ye zaman zaman çok büyük miktarlarda
giriş yaptığı düşünülecek olursa yasanın örgütlü olarak kaçakçılık işinde
bulunan herkesi bağlayacak bir şekilde hürriyeti bağlayıcı ceza üzerinden
yaptırımlandırılacak şekilde iddianamelerin hazırlanması gerekir.
Konu maalesef münferit ya da bir iki hayvanın torbalarda getirmesinden ötedir.
Özellikle doğu Avrupa ülkelerinden gelen yabancı uyruklu kişiler bu suçu
Türkiye’deki Pet Shoplara hayvan sağlayan distribütörler ile örgütlü bir halde
işlemektedirler ancak yakalandıkları cezaları münferit basit bir olaymış gibi
değerlendirilmektedir. Bu büyük rantın yanında, bir nevi modaya dönüşmüş
bulunan cins ve yavru hayvan merakı da arz -talep sonucu da Petshop dükkanları
her geçen gün maalesef sayıca artmıştır.
Türkiye'ye kaçak yollardan ( yani ithal edilen ) getirilen yavru köpekler, 500
ila 1500 dolar gibi yüksek fiyatlardan satılmakta, çoğu da terkedilip ya da bir
şekilde üretilip çoğunlukla “cins” sokak köpeğine dönüşmektedir.
Bu hayvanlar özellikle
eski doğu bloku ülkelerinden getirilmekte ve ekonomik durumu düşük bu ülke
vatandaşları tarafından tarafından buradaki Petshoplara kurye gibi
getirilmektedir.
Bir başka deyişle, bunların üretim maliyeti onlara ortalama 20-30 dolardır ve
bu yavru canlar poşetler içinde havasız ortamlarda yurda kaçak olarak
sokulmakta, sesleri çıkmaması için gümrükten geçerken özel ilaçlarla
bayıtılmaktadır. Bir kısmı daha yolda telef olmakta, sağ kalabilenler
Petshoplara geldiğinde ise zaten genelde daha yavru olmalarından kaynaklanan
sevimlilikle hemen satılmaktadır. Bunları bir biblo gibi görmekte olan
çoğunluğun ilk hevesi geçtikten sonra önce bu hayvanları sahiplendirecek başka
birilerini aranmakta, yeniden sahiplendirme ülkemizde çok zor olduğundan
çoğunlukla ya sokaklara ya da barınaklara atmaktadırlar.
Satılamayan yavrular
kadar satılanları da benzer akıbet beklemektedir. Dolayısıyla bir yandan sokak
hayvanı sorununu, barınak sorununu zehirleme, ormana terk etme, tüfekle öldürme
ile çözmeye çalışan bir kısım belediyelerin, diğer yandan kaçakçılık yasasını
tam anlamıyla savcılık ve mahkemelerce uygulamayarak bu kişileri teşvik ettiği
gözlemlenmektedir.
İsviçre Alplerinde yaşaması gereken koca cüsseli bir St.Bernard köpeği 45
derece sıcakta Marmaris’te sokak köpeği olması bu kısır döngünün tipik örneğidir.
Yavru iken zevki sahibi tarafından tadılmış (!) , daha sonra bu SAHİP in canı
sıkılmış, tüyü var, pisliği var, eşim doğum yapıyor, komşum istemiyor, çocuğum
bakamıyor diyip kendini de kandırıp bir barınağın önüne atmış ya da sıcak bir
iklim de çöplerden beslensin diye terk etmiş.
İşte bu gerçekleri ve
büyük sorunların daha iyi ve net anlaşılabilmesi amaçlı, bu ticaretin aslında
bir kanlı para ticareti olduğunun altının da özellikle çizilmesi amacıyla
tüketiciyi de bilinçlendirmek amacıyla birçok web sitesi kurulmuş[2] , idari
makamlarla temasa geçilmiş, durumun ciddiyeti özellikle komisyonumuz tarafından
anlatılmaya çalışılmıştır.
Çünkü Hayvan popülasyonunu kontrol alamadığımız sürece ve 5199 nolu Hayvanları
Koruma Yasasında yeni düzenlenmeler yapılmadığı sürece ne barınaklar, ne
zehirlemeler , ne itlaflar sona erecektir. Musluk ana vanadan kapatılmalı,
bataklık kurutulmalıdır tavandan su akmakta gönüllüler ise
hep beraber yıllardır yeri silmeye çalışmakla çözümün bir parçası
olamamaktadır.
Öte yandan,
petshoplardan alınan hayvanlar daha iki üç ay bile geçmeden annelerinden ayrıldığından,
yeterli besini alamadıklarından hatta aşıları yapılamadığından tüketiciye (!)
satımları gerçekleştirildikten kısa bir süre ya ölmekte ya da kendi ülkelerinden
getirmiş oldukları hastalıkları ülkemizdeki diğer hayvanlara da rahatlıkla
bulaştırmaktadırlar. Petshoplara yapılan bu şikayetler sonucunda ise genelde
karşılaşılan durum , “yerine yeni ücretsiz başka bir hayvan verelim abla “
savunmasıdır.
Az öncede bahsedildiği
üzere elde edilen kar marjı çok yüksek olduğu için yolda gelirken bu
hayvanların telef olması ya da daracık kafeslerde ölmesi ya da tüketiciye
satıldıktan sonra hastalanması ile organize çalışan bu kişilerin zarar
etme şansı yoktur. Çünkü kar marjı bire ikiyüz bire beşyüz oranına yakındır.
Ülkede usulune göre üretmek ise maliyeti artırdığından yurtdışından bu yönde
talepte bulunmak daha karlıdır.
Oysa, çiftlik hayvanlarını bir yerden bir yere nakleden köylülerimiz, kamyon
şöförleri özellikle kurban bayramı zamanında trafik ve maliye tarafından
devamlı yollarda denetlenmekte, menşei şahadetnamesi ( Orjin Belgesi ) olmayan
kişilere ciddi cezalar kesilmektedir. Görüldüğü üzere çifte standart uygulaması
çiftlik hayvanlarını getiren ülke vatandaşları için daha sert, bu işi
kaçakçılık şeklinde ev ve süs havyaları boyutunda yapanlar için ise maalesef
daha toleranslı ve idari makamlar tarafından “münferit olaylar” olarak
addedilecek şekilde algılanmaktadır.
Olayın bir başka boyutu da, petshoplarda tutsak bir şekilde, gerekli asgari
yaşam standartlarının sağlanmamasında ortaya çıkmaktadır. 5199 sayılı
Hayvanları Koruma Kanunu ve 28/4/2000 tarihinde tarım ve Köy işleri Bakanlığı
tarafından çıkarılan Ev ve Süs Hayvanları Satışının yönetmeliğinde her
cins hayvan için en az yaşam alanı olacak kafes ölçüleri belirlenmiştir. Basit
bir denetimde bile birçok hayvanın kendi türüne özgü bir şekilde bu kafeslerde
yaşamasının mümkün olmadığı gözlemlenmekte, buraları denetlemesi gereken il
çevre müdürlükleri yetkilileri ise gerekli cezayı genelde eleman ve yetkili
eksikliğinden kesmemektedirler. Uzunca bir süre satılamayan bir yavru köpek
aradan 3-5 ay geçtikten sonra bulunduğu kafese bile sığamamakta olduğu, ayakta
durmakta güçlük çektiği, kendi dışkısının içinde yaşamaya zorlandığı, basit bir
gözlemle bile anlaşıldığı halde, İl Tarım Müdürlüğü ve İl Çevre Müdürlüğüne
yapılan şikayetler maalesef ciddi sonuçlar vermemekte, pratikte sözlü uyarı
yapılmaktadır. Bu durumda azıcık sermayesi olan herkesi, bu kanlı ticaret
pazarından pay almak için adeta teşvik etmektedir. Yönetmelik gereği iki üç
saatlik verilen seminerle nerdeyse herkes ruhsat alabilmektedir.
Sadece havyan severlerin değil, genel bakış açısı ile yaşam hakkına saygılı tüm
kurumlar, dernekler ve grupların sivil toplum baskısı il çevre müdürlükleri
nezdinde sağlanırsa Petshop'lardan mağdur olmuş insanlar dışında, gelecekte
mağdur olma durumunda kalacak kimselere de örnek teşkil edecek belki bir çok
doğmamış masum hayvanın doğumu da üretilmesi bu yolla sınırlandırılacaktır.
Ancak çok daha önemli olan, cam ya da tel kafesler içinde günlerce satılması
için bekletilen bu canların durumu, eski çağlarda köleinsan-köle hayvan
pazarları gibi bir olguya benzemektedir. Hayvanlara hala can değil “mal” olarak
bakılmaktadır.

Öte yandan siz nasıl yurtdışına istediğiniz köpeği
onların gümrüklerinden içeri sokamıyorsanız bizim ülkemize de isteyen istediği
hayvanı sokamamalıdır. 3285 sayılı yasanın devreye girmesi gereken durumlar
maalesef bu ciddi boyutlu ticari pazar karşısında kağıt üzerinde kalmakta,
tarım bakanlığı görevlileri denetim görevlerini çalıştırmamakta, ancak yasanın
itlaf hükmü bölümünde ise gecenin geç saatlerinde bile görev başında
olmaktadırlar.
Bu ticaretin bu aşamaya gelmesine bazı gümrüklerdeki tutum ve hatalar da tabii
ki nedendir. Kuduz, zoonoz hastalıklar vs. gibi insan sağlığına da verebileceği
olası bazı zararları da göz önünde almak gerekir. Yani bazı görevlilerin
de göz yumması ile kazanç sağladığı 10-20 dolar için oluşan bu kanlı Pazar
aslında dolaylı olarak insan sağlığını da etkileyecek boyuta gelmiştir.
Devletin zaten vergi kaybı bir yana, kaçak ithalat adeta yabancı uyruklu
kişiler ve bunun ticaretini de burada yapanlar sayesinde körüklenmekte,
yönetmeliğin yaptırımları ciddi boyutta, kaçakçılık mevzuatı da örgütlü bir suç
olarak bu kişiler üzerinde uygulanmayınca aslında ortada denetimsiz ve
caydırıcılık unsuru olmayan bir pazarın oluşması nerdeyse devlet eliyle teşvik
edilmektedir.
Onların üretmesine ve satmalarına izin verdikleri bu canlar sayesinde, özellikle
Istanbul’da Eminönü, Laleli, Surdibi ya da büyük alışveriş
merkezlerindeki kontrolsüz ticaretin sürdüğü yerlerde konuya ilgisiz
yetkililer bir de itle köpekle mi uğraşacağız bu sıcakta- soğukta diye
zaten kendisine bahane uydurmaya dünden razıdır.

Maalesef bu ticari döngü, ülkemizde ciddi bir ticari sektör haline gelmiş, birçok
kişinin bu işten ekmek yediği (!) kanlı pazar durumdadır.
Ölüm kampı haline gelen hayvan barınaklarıyla da sorun
çözülemeyeceği görülmektedir, zehirleme ya da ormana bu hayvanları atmakla ya
da sınırlı sayıda büyük emeklerle yapılan kısırlaştırma ile de çözüme
yaklaşılamamaktadır. Öncelikle bu kaynağın kurutulmasının gerektiğini, olayın
ne kadar ciddi boyutta olduğunun kamuoyunda, medyaya anlatılması gerekir.
Bilgisiz ilgililer ile ilgili bilgisizler de bu çözüm de yer almayınca
sorunların da bir parçası olduğunu kabul etmemiz gerekir.
Avrupa’da sadece belirli yerlerden bu hayvanları alınabilmekte; birçok ülke
petshoplarda havyan satışı yasaklanmakta ya da çok sıkı denetlenmektedir.
Ülkemizde ise barınaklar ağzına kadar cins terkedilmiş hayvanla doludur.
Buralardan bedava hayvan sahibi olmak varken, bir merhamet duygusunu tatmak
varken, insanoğlunun yapmış olduğu en büyük vefasızlığı birebir görmek varken
neden binlerce doları insanlar buralara akıtıp bu kanlı para düzenine alet
oluyorlar anlamak zaten mümkün değildir. Bilinçsiz hayvanseverin arkasını
temizlemek, onların günahını ortadan kaldırmak da bir avuç gönüllü sırtına yük
olması sonra da onları deli ve toplumla barışık olmayan insanlar olarak
suçlamak da yaşanan en büyük ikilemdir.
Hayvanseçer değil ama gerçek bir hayvansever barınaklardan bir “Can”
sahiplenmesini beklenir. Hatta sırf çocukları istiyor onları kırmayalım diye bir
düşünce içindelerse barınaklar ziyaret edildiğinde durum çok net olarak ortaya
çıkar. Sevgilerin öncelikle buralardaki zor durumda olan hayvanlara
gösterilmesi , petshoplarda yaşanan tüketim çılgınlığını bir nebze
frenleyecektir. Unutulmamalıdır ki Petshoplarda bugüne kadar satılan
hayvanların bugün %60 tan fazlası ya sokaklara ya barınaklara atılmıştır, ya da
bu hayvanlar alındıktan sonra ölmüştür. Bu şekilde doğduğu ilk haftalarda satın
alınıp birsüre evlerde bakılmaya mahkum edilmiş ve sonradan sokaklara atılmış
bu hayvanların insanlara bile yer olmayan şehir sokaklarında , ya da amansız
itlaf ekiplerinden kaçarak yaşayabilmeleri mümkün değildir.
Türkiye’de yaşanan gözlere ırak gerçek durum budur.
Sokak hayvanları ve barınaklarda dramı sona erdirmenin
en büyük çözümü devletin bu konuda ciddi bir politikasının da artık yavaş yavaş
oluşması ve devletin bu konuda samimi olmasıdır. Bu konuda yukarıdaki çözümler
ışığında ciddi adımlar atılmadıkça Türkiye ‘de Petshop yanlışları ve
Petshop gerçegi ve bu zavallıcıklar üzerinden kazanılan kanlı para ticareti de
asla değişmeyecektir.
10/06/2006
Av. Ahmet Kemal Şenpolat
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı
[1] Gümrük Müsteşarlığına yazmış
olduğumuz yazılar, yaptığımız başvurular, müsteşarlıktan tarafımıza gelen
yazılar ve sınır kapılarına asılan afişlerimiz www.haytap.org sitesinde
bulunmaktadır.
[2] Bu sitelerden en önemlilerinden
biri biz hukukçularında kurulmasında destek verdiğimiz www.petshopgercegi.com ve www.haytap.org sitelerdir.
The english version;
(*) Bloody Market of Petshops and
Dogtraficcing
Animal Health and Surveillance Act with number:3285; not only prohibits entries
of animals to Turkey unless a certificate of origin; an invoice; health
certificates are presented or unless an animal is vaccinated but it also
allows for killing of those animals if it deems that necessary.
After ex-communist countires got acquainted with
capitalist world and their subsequent trade relations; in recent years the
citizens of the concerned countries with lower income have started to
transit puppies and kittens in bags and sacks to Turkey which has
constituted a major way of living.
In many developed countries (even in Turkish Republic
of Northern Cyprus); you are not allowed to enter countries with as many
animals as you wish which you carry within bags or cages. The rules in those
countries simply aim to protect human life and to prevent possible contagious
diseases among animals therefore entries have been strictly limited. However in
Turkey; in recent years, such transfer of animals have been carried out at an
increasing rate in the form of an illicit trade whereas penalties for
those illicit acts have remained inadequate
Prevention of Smuggling Act no 5607 prohibits
entries and exits of any kind of commodity to/from Turkey which are not subject
to customs and duties. Specifically; transferring an illicit commodity from one
place to another is punished by monetary penalties and imprisonment; as well.
As Bar Commission for the Animal Rights we have brought the issue to the
attention of the Undersecretariat of Customs and the Undersecretariat has
taken our considerations seriously by placing warning signs on the border
gates especially in Russian, Romanian and Turkish which has deterred
unprofessional traders to an extent.
The court cases by public prosecutors against those
who are captured on the border sites by kitten or puppies; unfortunately result
in small fines since they are not deemed organized crimes. On the other hand
those people concerned with no limitations or responsibilities commit that act
without invoices; certificate of origin; health certificates and without having
those animals adequately vaccinated. Furthermore; that crime in Turkey; in
fact; is committed with the collaborators in a systematic and organized way.
The main argument of the Act with number: 5607 focuses
on that point:
Is the crime organized or not? This is because when the crime is
not committed in an organized manner; the suspect is judged without arrest and
the strictest punishment shall be a small fine. However; it is necessary
to indicate that despite all our attempts we are unable to convince the public
prosecutors that the crime is committed as organized together with the
collaboration of major petshop suppliers. As long as that crime is taken as
unorganized; the suspects are fined with small amounts. The fines on the other
hand remain as ineffective since the people who are charged are not
Turkish citizens; thus; return to their homelands in a shot period of time
which makes the official communication of the fines; their collections and
the official hearings of those concernedalmost impossible.
When you consider that the act is organized and
animals are entered in huge amounts; the accusations of the prosecutors should
be prepared as binding on everyone who has involved in organized crime such as
concerned requiring penalties with imprisonment
The issue is far beyond an individual
crime or transferring one or two animals in a bag.
Specifically; the foreigners from Eastern European
countries commit that crime in collaboration with the pet shop suppliers thus
in an organized manner; however when captured, their acts are deemed as
individual crimes and simple events. In addition to its being profitable; the
demand side of that trade for specific breeds, puppies and kittens which
has become popular; has increased the supply side by the increasing number of
petshops each day.
The puppies which enter in the country via illicit
ways (i.e. those which are imported) are sold at a high price level between $500-1500.
Most of them are unfortunately abandoned or bred and later turned into ‘’high
breed’’ homeless dogs. Those animals are especially brought from
Eastern European countries and submitted to the pet shops in Turkey by those
lower income citizens of those countries who happen to act as couriers.
It means the cost of those puppies is $ 20-30 on
average; those poor animals are entered into the country in sacks without
sufficient air and are anesthetized with specific medication so that they do not make sound
while passing through the customs. Some of them die on the way and the
remaining puppies are sold immediately after their entries in the pet shops due
to their natural charms as puppies. Their owners; on the other hand, after a
short period of time start to look for new owners. However, since finding homes
for those animals in our country is a difficult task, most of them are
unfortunately let alone in the streets or shelters.
The puppies sold face the same conditions as the ones
not sold. Therefore; the problems of homeless animals or the ones in pens
result in municipalities which poison or leave animals alone in forests
while public prosecutors happen to encourage illicit activities concerned by
not applying the Smuggling Act adequately.
A giant St.Bernard dog living under 45 degree celcius
in Marmaris whose natural habitat is Swiss Alpines is a typical example for
that vicious circle.
Such dogs as puppies are kept at home for fun for
short period of time but with excuses due to their fur; hygiene, a pregnant
wife or disturbed neighbours and so fort ; they are abandoned at dog
shelters or in hot climate summer places like Antalyawith the expectation
that they will find food.
In order to increase the understanding of the buyers
concerned and make them realize that trade is in fact a bloody marketing and
with the purpose of seeing the reality and main issue behind; many web sites
have been constructed and many officials have been contacted. Specifically
our commission has tried to explain the severity of the issue.
This is because as long as we cannot control animal
population and no amendment is done regarding Protection of Animals Act no.
5199; prison shelters, poisoning and killing of animals will prevail. The real
source of the problem should be treated, i.e. the marsh should be
wiped out.Otherwise the situation resembles sweeping of a floor by volunteers as a
response to a leaking ceiling which is actually the efforts remaining in vain.
Since the animals bought from pet shops are separated
from their mothers in their early two-three months and not adequately nursed
and not even vaccinated; after short period of time subsequent to their sales;
they either die or infect other animals with diseases they have imported
from their motherlands.I
In case of customer complaints to pet shops general
response of the sales is to offer another pet for free. As previously
mentioned; since the profit margin is so high; the likelihood of incurring loss
in cases of loss of animals during transfer or their deaths in narrow cages or
their diseases after sale are not in the interest of those organized sellers.
The profit margin ratio is at 1 to 200 or even approximates to a ratio of 1 to
500 . Since breeding animals in the county with adequate conditions is more costly,
it is wiser for them to make demands from foreign countries.

On the other hand, our farmers and truck drivers who
transfer animals especially at Feast of Sacrifice; are subject to audits on the
roads by traffic police and fiscal investigators and are charged serious fines
if they are unable to present a certificate of origin for the animals. It is so
obvious that there is a double standard when strict rules being applied to
animals from domestic farms are taken against the illicit activities involving pets
that are perceived as ‘individual cases’ and tolerated more by the
officials.
Another aspect of the issue is that not even the
minimum living standards are maintained within the pet shops. Animals
Protection Act no 5199 and the Regulation on Pets issued by Ministry of Agriculture
and Rural Affairs on April 28,2000 have determined the dimensions for the cages
of the animals to be kept in. Even during basic inspections; you can observe
that it is impossible for many species to live in those cages when the specific
features of the species are taken. The relevant authorities; however, are
unable to charge the required fines due to their insufficient staff and funds.
The unsold puppies who are forced to live in cages;
after 3-5 months grow up so much that they cannot fit in the cages; are made
live in their own excrement.
The complaints made to the provincial directorates
and other relevant authorities unfortunately do not yield expected
results. In practice; the only punishments are verbal warnings. The
situation encourages anyone with even limited funds to engage in such a bloody
marketing place in order to get a portion!
According to the Regulation, anyone
who attends a two or three hour seminar is given a certificate.
If the pressure on the related authorities of not only
animal lovers but also any institution; association and group which respects to
the right to life is maintained, both the animals in pet shops and potential
animals which will be bred in the future will be effected and there will be a limitation
on their population; as well. More importantly; the situation of animals
waiting in glass or iron cages for sale resembles the conditions of old ages in
which slavery prevailed. Unfortunately; those animals concerned are treated as
commodities .They in fact should be taken as living organisms with feelings.
Whats more , when you want to take a dog abroad with
you, you are only allowed to do so under specific conditions. The same should
apply in our country.
The conditions of the Act number: 3285 remains in vain
when required and can never be an answer to that serious illicit trade. The
authorities of the Ministry of Agriculture do not carry out their duties of inspection;
however; are in charge of killing animals even at later hours during
night in line with the related section of the Act.
The attitudes and errors in some customs and duties
are definitely the reason behind that high level of the trade. You should also
consider the diseases like rabies and zoonosis which may jeopardize human life,
as well. This means the authorities who tolerate that bloody marketing at a
gain of $10-20 threatens human health too. Let alone the tax losses of the
state...
The foreigners transferring animals and their collaborators at home are
encouraging that trade while the specific conditions of the Regulation are not
applied and the mentioned trade is not deemed as organized. This
leads to an emerging market without restrictions and rules encouraged by the
state itself.
Due to animals which those people breed or sell; especially
in districts of Istanbul like Eminönü, Laleli , Surdibi or in commercial
centers where that uncontrolled trade goes on; the careless authorities to take
extra responsibilities and do not accept to deal with those puppies or kittens
beside their daily routine, anyway.
Unfortunately, this trade circle has become one of the significant sectors in
our country, that’s to say; it has become a source of living for many people in
that bloody market! It is also seen the pens will not be a solution since they
have become ‘death camps’ for many animals. Poisoning of animals; or
leaving animals in forests or sterilizations realized in a limited number
which necessitate extra workload have not contributed much to the solution;
either.
It is essential to inform public and media that the real source of the
problem should in fact be be wiped out.

Since the
authorities with limited information and ignorants who show an interest the
issue are unable to contribute to the solution of the matter; the severity of
the issue has grown up even more.
In Europe pets can be
sold only at determined places; many countries prohibit the sale of pets or
severely inspect such places
On the contrary; dog shelters are
packed up with abandoned high-breed animals in our country. It is hard to
understand why people insist on buying puppies or kittens from pet shops
instead of adopting those from dog shelters which will make them realize the
cruelty of the human kind and give them a feeling of mercy and charity. The
biggest dilemma is the society’s conception of those who try to improve the
conditions of the animals in pet shops and shelters as mentally-ill
and withdrawn people.
A real animal-lover is expected to adopt
an animal from the shelters- actually; buying a pet from a pet shop is
unacceptable in that sense. If parents feel obliged to buy pets from those
shops with the fear of hurting their children’s feelings, it would be wiser to
take them to pens and see the horrible situation going on. Showing affection to
the animals in those shelters will certainly decrease the demand for the pets
in the shops. You should realize the fact that more than 60% of the
animals bought from the shops are later either abandoned in the streets and shelters
or they die after their sales. It is impossible for sold puppies and kittens to
survive in the streets of huge cities, which offer limited space even for
the people. The authorities trying to kill those homeless are another aspect of
the cruelty.
That is the real situation in Turkey
which people are unable to see. The biggest step to solve the tragedy of
homeless animals and the ones in dog shelters would be the increasing role
and responsibility of the state taking the matter into consideration. Actually,the
state should act sincerely.
Unless required steps are taken by considering the
previously mentioned issues, in Turkey the current errors in pet shops; the
reality of pet shops and the bloody marketing via those poor animals will
unfortunately prevail.
Av. Ahmet Kemal Şenpolat
Attorney-at-Law
President of Animal Rights Federation in Turkey , HAYTAP