5199 sayılı HAYVANLARI SAKIN KORU-MA yasası ile getirilen
“Barınak” kavramı maalesef kendi ihtiyaçlarının üzerinde hayvan istihdam
etmekte belediyelerin en son para harcamak istedikleri işkence merkezleri
haline gelmiştir. Barınaklar tüm yerel yönetimlerce hayvanların hapis edildiği,
yaşamaya mahkum edildiği yerler olarak algılanmış ve oraya gerekli maddi
yardımın aktarılmaması ve gönüllülerle işbirliğinin reddedilmesi sonucunda
maalesef nazi kampından beter hayvanların yemek ve su bulamadıkları için
birbirlerini bile yedikleri soykırım merkezleri haline dönüşmüştür.
Türkiye’de birkaç iyi örnek dışında binlerce bakımevinin durumu çok ama çok kötüdür. Gönüllü çalışmak isteyen kişiler bu hayvan bakımevlerinden uzaklaştırılmaktadır. Yerel yönetimlerle İşbirliği yolu tüm genelgelere, bakan imzasına ve talebine rağmen kapalıdır.
Burada çok kısıtlı alanda birbirlerinin üzerine çıkan hayvanların değil ilacı, veteriner hizmetleri yemeği suyu bile düzenli gelmemektedir. Oysa bir an önce kısa vade de ıslah için maddi kaynak aktarılmalı buraları barınaktan bakımevi rehabilitasyon merkezlerine çevrilmesi göz ardı edilmektedir. Uzun vadede ( önümüzdeki beş on yıl içinde )ise bakımevi kavramı içi hastane gibi çalışmayacaksa, bir rehabilitasyon merkezi gibi olmayacaksa doğal yaşama ortamları sağlanmayacaksa hayatımızdan kesinlikle kaldırılmalıdır.
Gönüllü çalışmak isteyen dernekler, vakıflar kişiler
rahatça buralara girmeli, denetim yapmalı idari personelle, yasadaki il hayvan
kurulu ile işbirliği içinde çalışmalarına izin verilmelidir.
Yerel yöneticiler kaldırım taşını değiştirmeyi
barınaklarda yaşanan drama son vermeye tercih etmektedirler.. Orada binlerce
can nefes almakta, hayata tutunmaya bile zorlanırken gözlerin kapatılması
tamamen merhametsizliktir. ERDEK ‘te yaşanan barınakla ilgili sorunlar
savcılıklara intikal ettirilmesine rağmen bugüne kadar hala ilgisiz yetkililer
hakkında bir yaptırıma dahi dönüşmemiştir. Merhametsizliğin, duyarsızlığın en
büyük örneği barınaklarda yaşanmaktadır. Oralar bir hayvanat bahçesi değil kimsesizler,
öksüzler ve yetimler yurdu gibidir. Yetkililer hala önce insan zihniyeti ile
kasabalarını kurtarma peşindedir. Zihniyet hala 200-300 yıl öncesinin geri
kalmışlığı iledir.
Kısırlaştırma yapılmadığı ve yurda kaçak olarak giren
hayvanların önü kesilmediği sürece Istanbul’daki, Ankaradaki, İzmirdeki ve
adını daha bilemediğimiz bir çok yerde cins kedi köpeklerle buralar dolmaya
devam edecektir. 5199 sayılı yasa ile barınak ile bakımevi kastedilmiş olmasına
rağmen inadına bu yanlış anlaşılmak istenilmektedir. Halbuki bakımı yapılan, kısırlaştırılan,
aşılanan hayvanlar yerine bırakılmalıdır. Musluk ana vanadan kapatıldıktan
sonra zaten sokak hayvanı da kalmayacaktır. Ancak tavandan su akmaya devam
ettiği sürece ne barınaklar ne kısırlaştırmalar ile de yerdeki suyu temizlemek
bu şekli ile mümkün değildir.
Bu yukarıda sayılanlar hayvanların canları ön planda
olduğu ve barınaklar adeta birer ölüm merkezi ve işkence odalarına
dönüştüğünden daha dikkatle ve öncelikle dikkate alınmalıdır.
Öte yandan Türkiye, 5199 sayılı yasa yürürlüğe girmeden önce de hayvan hakarının temini bakımından bir çok uluslararası sözleşmeye imza atmıştır. Bunlardan en önemlisi 15.7.2003 tarihli EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN dur. 1982 anayasamızın 90/son maddesine göre ise uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir.
Öte yandan Türkiye, 5199 sayılı yasa yürürlüğe girmeden önce de hayvan hakarının temini bakımından bir çok uluslararası sözleşmeye imza atmıştır. Bunlardan en önemlisi 15.7.2003 tarihli EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU HAKKINDA KANUN dur. 1982 anayasamızın 90/son maddesine göre ise uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir.
Mevcut yasada tesbit edilen en büyük eksiklik ise
gerek uluslararası sözleşmeler gerekse genel yasa olan Türk Ceza Kanunumuzla koordinasyonun
tam olarak sağlanamamış olmasıdır. İstanbul barosu olarak yaptığımız bu
değişiklik ile mevcut farklılıkları da özellikle cezai yaptırımlar bölümü ile
gidermiş bulunuyoruz.
5199 sayılı yasada tanımlar bölmesinde HAYVAN BAKIMEVİ
tanımlanmamasına rağmen bu kavramın ileriki madde değişikliklerinde de bu
şekliyle geçtiği görülecektir. Uygulamada hayvan bakımevleri birer sağlık
ocağı, veterinerlik ofisi, klinik hatta rehabilitasyon merkezi olarak çalışması
gerekirken, bu merkezler maalesef insanlar tarafından terkedilmiş bir çok
sağlıklı kedi ve köpeğin bulunduğu , “hayvan barınağı” adı altında çok kötü
şartlarda ve adeta bu hayvanların yaşamaya mahkum edildiği, mekanlar haline
dönüşmüştür.
Halbuki, hayvan bakımevine gelen tüm hayvanların
tedavilerinin yapıldığı birer küçük hastane olması asıldır. Barınak olarak
algılanıldığında hem buraya gelen yardıma ve bakıma muhtaç hayvanlar gerekli
faydayı göremeyecek hem de insanlar barınaklara sahipli köpeklerini bırakmak
konusunda teşvik edilecektir. Bakımevi müessesinin yardıma muhtaç hayvanlar
olduğu sürece uzun yıllar hizmet etmesi gereken yerler olması
düşünülürken “barınak” kavramının kesinlikle en kısa zamanda kaldırılması ve
pratik hayata bu şekliyle geçirilmemesi asıldır. Barınak kavramı bu haliyle
kaldığı sürece, geçici hayvan severlik hissine kapılan insanlar tarafından da
“nasıl olsa devlet onlara bakar “ zihniyetiyle terk edilmeyi de teşvik
etmektedir.
Çünkü bakımevleri aşırı yoğunluktan ve kullanım
amacının dışında adeta birer ölüm kampı, hayvanların adeta zorlukla yaşamaya
mahkum olduğu, zorla nefes aldığı, gözlerden ırak birer işkence merkezi, haline
gelmiştir.
Olayın vehametini anlatmak için bir çift köpekten 6
yılda ortalama kaç köpek ürer eğer kontrol etmezseniz biliyor musunuz? Hadi
tahmin edin…100 mü? 500 mü? 2500’e ne dersiniz? abartıyorum galiba değil mi?
gelin şunu 5000 diyelim…ne kadar büyük bir rakam değil mi..düşünsenize
kısırlaştırılmamış iki çift köpekten 5000 tane sokak köpeği üreyebiliyor…yani
ortalama küçük bir kasaba boyutu kadar …..her yer it kedi dolabiliyor..bunun
çözümü ise itlaf mı ? Toplu zehirleme ya da vurarak kent ortasında katliam mı
yapmak? …siz zaten öldürmeye başladığınız zaman doğa yasası gereği onlar bir
batında 4-5 tane yavru yapacaksa kendi türünü korumak için bu sefer bir batında
10-12 tane bile yavru doğurabiliyor…. yani itlaf da etseniz , barınağa da tıksanız
, onlara zulüm de yapsanız, yurtdışına da yollasanız , Büyükada’da atalarımızın
yaptığı gibi oralara atıp aç da bırakıp birbirlerine parçalatsanız sorunu
çözemiyorsunuz…. Kaldıki bu durumlar çözüm olsaydı biz belki bu eğitime katkısı
olsun 7sinden 70 ine herkes bilgilensin gözlerini kapamasın diye bu dergiyi
bile çıkarmazdık değil mi? Bu yavrucaklar, bu masum canlara gözlerimizi kapamaz
zorunda kalmaz içimizdeki merhamet duyguları bu kadar yoğun olmazdı…
Bu arada ben size samimi bir itirafta bulunayım mı…?
Yukarıdaki rakamı lütfen 5000den altmışbine çıkarın…! Unutmuşum 5000’de
kalmış…6 yılda 60000 hayvancağız..sokaklarda barınaklarda trafik
kazalarında…itlaf ekiplerinin zehirli iğnelerinde…Kısırlaştırma bile bu kadar
sayı ile başa çıkamaz…hem maliyeti , hem emeği gereği…altı üstü iki kedi köpeği
kısırlaştırmamanın ulaştığı rakamın korkunçluğunu size bir kez daha
vurguluyorum…tam altmışbin…!
ÇÖZÜM :
Bu yazıda amacımız asla üzülmek şikayet etmek ağlama duvarı olarak birbirimize dertlerimizi anlatmak değil. Amacımız çözümü de göstermek.
Bu yazıda amacımız asla üzülmek şikayet etmek ağlama duvarı olarak birbirimize dertlerimizi anlatmak değil. Amacımız çözümü de göstermek.
O zaman okumaya devam edelim. Türkiye'ye kaçak
yollardan ( yani ithal edilen ) getirilen yavru köpekler, 200 ila 1000 dolara
satılsa da, hızla üremesi sonucu bir süre sonra sokak köpeğine dönüşmekte. Bu
canların maliyeti ise özellikle bunları eski doğu bloku ülkelerinden getiren
beş parasız pulsuz yattığı yerden para kazanan bayanlar sayesinde büyük bir
ticarete dönüşmüş durumda. Bir başka deyişle, bunların maliyeti onlara ortalama
10-20 dolar arasında ve bu yavru canlar poşetler içinde havasız ortamlarda yurda
kaçak olarak sokuluyor. Petshoplara geldiğinde ise bu köpekler zaten yavru
olmalarının getirmiş olduğu sevimlilikle hemen satılıyor…
Satılamayan yavrular zaten
sokaklarda…satılanları da benzer akıbet bekliyor..sonra bir bakıyorsunuz
İsviçre Alplerinde yaşaması gereken St Bernard köpeği Marmaris’te sokak köpeği
olmuş..
Neden? sahibi bakamamış.. yavru
iken zevkini tatmış.. canı sıkılmış.. tüyü var, pisliği var, komşum istemiyor,
çocuğum bakamıyor diyip kendini de kandırıp bir barınağın önüne atmış ya da
sıcak bir iklim de çöplerden beslensin diye terk etmiş..
Bu köpek sonradan ne yapar? Ne eder? Sakatlanır mı? İlacını kim verir? Kim bir daha sahiplenir diye düşünmek yok?
Sonra buyurun size 60000 tane cins sokak köpeği..itlafa hazır ..işkenceye hazır…kuduz vs gibi hastalıkların yayılmasına ve insan sağlığına tehdit…..
Bu köpek sonradan ne yapar? Ne eder? Sakatlanır mı? İlacını kim verir? Kim bir daha sahiplenir diye düşünmek yok?
Sonra buyurun size 60000 tane cins sokak köpeği..itlafa hazır ..işkenceye hazır…kuduz vs gibi hastalıkların yayılmasına ve insan sağlığına tehdit…..
Biz HAYTAP olarak 5199 sayılı Hayvanları
Koruma Yasasında değişiklik önerisi üzerinde uzunca süredir çalışıyoruz ve bu
kaçak ithalatın/ihracatın durdurulması için yasa değişikliği vermeyi planlıyoruz.
Tabii bu iş o kadar da kolay değil. Bu işten, yani bu kanlı ve acımasız
kapitalist ticaretten para kazanan, ekmek yiyen (!) bir o kadar da insan var.
Parasını kazandıktan ve yavru zevkini tadan insanlarımız oldukça da bunun önüne
geçmek olası değil.
Öte yandan siz nasıl yurtdışına istediğiniz köpeği
götüremiyorsunuz bu ticaretin bu aşamaya gelmesine neden olan gümrüklerde
çalışan görevlilerin de birkaç dolar rüşvet uğruna bırakın hayvan katliamını
kuduz vs. gibi ülke insan sağlığına verdiği zararı da düşünün…
Yani 10-20 dolar rüşvet için oluşan pazara bakın. Devletin vergi
kaybı bir yana.. kaçak ithalat adeta “Nataşa”lar sayesinde körüklenmiş durumda
ve onların üretmesine ve satmalarına izin verdikleri bu canlar sayesinde bu
hanfendilerin 1 haftalık istanbul tatilleri de bedavaya gelmekte…
Nasıl
olsa Eminönü, Kadıköy , Surdibi gibi yerler sağolsun zabıtalarca o kadar işleri
varken ! Bir de itle köpekle mi uğraşacağız bu sıcakta diye
denetlenmemekte… ama belki ileride kendi çocuğunu sokakta ısıracak bir köpekten
bulaşacak kuduz hastalığı bilinci olmayan devlet memurundan bunu mu düşünmesini
bekliyorsunuz? ya da bir kaymakamın kalkıp da ben görevimi yaptım benim
altımdakiler yapmıyor diyerek kendisini kandırmasını mı beklemek gerekiyor?
Artık bu döngü bir ticari sektör haline gelmiş
durumda. Bu döngüden ciddi olarak para kazanan tacir insanlar ortaya
çıkmaya başladı. Düşünebiliyor musunuz? Bu zavallılar üzerinden para kazanma
gafletinde bile bulunabilen insanlarla beraberiz her gün? Sizce bunu binlerce
fog balığını öldüren, kürk için hayvanları öldüren, balinaları katledenlerden
ne farkı var?
Maalesef son yıllarda Türkiye’de aydınların karşısına
çıkan en büyük sorun da insanların içinde yaşamış bulunduğu hayat koşullarına
göre bir tezat bulup onu yüzüne vurmaya çabalamak. Yani sırf kendini
kandırmanın vicdani bir dayanağa oturması için karşısındaki yapacağı
böyle bir suçlama ile kendi ruhunu tatmin etmektir Oysa bu memleketin
sahip olduğu koskoca yüzyıllık çınarlarımız hala kesilmekte , her yıl
Kıbrıs adası büyüklüğünde verimli toprağımız denizlere erozyon nedeniyle
dökülmekte , köpeklerimiz kedilerimiz barınaklarda adeta bir nazi ölüm
kampında yaşamaya mahkum edilmekte , atlarımız yenmek için mezbahalarda sıra
beklemesi yasalar çıkarılmaktadır.. Yani bizler kendimizi kandırsak da, yaşanan
gerçeklere gözümüzü kapasak da Erdek’te barınaklardan sorumlu bir bekçi can
sıkıntısından köpekleri nişan tahtasına çeviriyor boş zamanında kovboyculuk oynuyor,
belediye başkanı turizm sezonunu hayvanları zehirleyerek açıyor, Çorum’da
hayvanlara tecavüz ediliyor, Diyarbakır’da barınak içinde hayvanlar açlıktan
yeni doğurdukları hayvanları yemek zorunda bırakılıyor, Sivas’ta barınaklar bir
türlü olması gerektiği olmadığı için hayvanlar birebirer işkence içinde can
çekişiyor. Erdek’te, Ankara’da, İstanbul’da ve yurdun dört yanında tüm
canlara karşı acımasız katliam devam ediyor.
İhaleyle barınak yönetmeye ve inşa etmeye kalkan ve bu
işten her nasılsa kar elde etmek isteyen işini bilir, alaylı müteahitlerden tutun,
yurtdışına gemiyle uçakla ( samur, vizon, pars, ayı değil ) kedi köpek ihraç
eden büyük iş adamlarına kadar… Hatta belediyelerden gelen paraları bilinçsiz
olarak harcadıkları için ne kadar iyiniyetli olsalar da işi beceremeyen ama
kendini kandıran, boş zaman eğlencesi olarak buralarda tutunmaya çalışanlar… Bu
korkunç vahşi ticareti yapanların bahaneleri ise nasıl olsa hazır..: Ölüm kampı
haline gelmiş barınaklar , Bu arada fırsat bulunca itlaf yapan belediyeler ve
birbirini çekemeyen dernek yöneticileri. Yoksa yurtdışından gelecek ve sokak
hayvanlarını öldürmek için “zehir” ya da kibar deyimiyle ötanazi ilacı almaya
aracı olan, bunun karşılığında paraya boğulmak için aracı olmak isteyen
dernekleri mi söyleseydim?
Ne kadar acıdır ki, tüm bu yaşananlara rağmen bir avuç
“bilinçli ve bilimsel metodlarla olaya yaklaşan gönüllü canla başla ülkemizde
tüm canların haklarının savunulması içinde mücadele etmekte, fakat ko-medyamız
her olayda olduğu gibi olayın hep pembe haberleri ya da medyatik olduğunu
düşündüğü kavgalı gürültülü imajlarını yansıtmakla kalmakta bu da ortalama doğa
sever insanı bile onlardan soğutmaktadır.
Tüm bu gizli sorunların yanında, ölüm ve işkence kampı haline gelen hayvan barınaklarıyla da sorun çözülemeyecektir. İthalat ve ihracat trafiği ile musluk tepeden akmaktadır ama bizler yeri temizlemekle uğraşmaktayız. Yani, aslında tüm enerjimizi musluğu kesmeye adamamız gerekirken biz hâlâ kendini hayvan sever diyen ancak belki sıradan vatandaştan hayvanlara daha fazla zarar veren kişilerin kaprisleri ile bilinçsiz olarak yapmış oldukları hataları temizlemekle zaman ve enerji kaybettiğimizi kime anlatabiliriz? Hemen yanımızdaki “bizden” olan arkadaşımıza mı?
Tüm bu gizli sorunların yanında, ölüm ve işkence kampı haline gelen hayvan barınaklarıyla da sorun çözülemeyecektir. İthalat ve ihracat trafiği ile musluk tepeden akmaktadır ama bizler yeri temizlemekle uğraşmaktayız. Yani, aslında tüm enerjimizi musluğu kesmeye adamamız gerekirken biz hâlâ kendini hayvan sever diyen ancak belki sıradan vatandaştan hayvanlara daha fazla zarar veren kişilerin kaprisleri ile bilinçsiz olarak yapmış oldukları hataları temizlemekle zaman ve enerji kaybettiğimizi kime anlatabiliriz? Hemen yanımızdaki “bizden” olan arkadaşımıza mı?
Küçük,
insana özgü basit mücadeleler içinde aysbergin su üstündeki yüzeyini bile
görmek istemiyoruz. Bilgililerin ilgisiz, ilgililerin bilgisiz olduğu bu kısır döngüde insanlara gurur,
onur, bağımsılık ve merhamet öğretmeden yatırım, kalkınma, ekonomi, ilerleme
anlatmak her konuda olduğu gibi yalan ve sahte dünyalarımızda yaşamaya devam
etmek istediğimizin, kendimizi kandırmaya devam ettiğimizin en güzel örneği
olmaya devam etmektedir.
İşte tüm bu tespitleri gördükten sonra da, hayvan hakkından öteye YAŞAM HAKKINI savunmak o idealist dünyada bizlere bile utanç vermektedir.
İşte tüm bu tespitleri gördükten sonra da, hayvan hakkından öteye YAŞAM HAKKINI savunmak o idealist dünyada bizlere bile utanç vermektedir.
10/06/2007 Av.Ahmet Kemal Şenpolat
http://www.onlarinavukati.blogspot.com.tr/2014_01_01_archive.html
http://www.onlarinavukati.blogspot.com.tr/2014_01_01_archive.html






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder