Türk Ceza Yasamızın ve ceza yasalarıyla ilgili mevzuatın temel bakış
açılarından en önemlisi insan dışındaki her şeye “mal” ya
da “eşya” olarak bakmasında yatar. Oysa, insan merkeziyetli bu
bakış özellikle batı kaynaklı bir çok yabancı hukukta terkedilmiş
gözükmektedir. Her ne kadar hayvanların hukuki anlamda nitelendirebileceğimiz
bir hakkı olmasa da insanların sahip olduğu hakka yaklaşan, onların da yaşama
hakkı ve işkence görmeme hakkına kadar uzanan bir takım evrensel değerlere
sahip olduğu kabul edilir.
Bizim hukuk sistemimizde bilindiği üzere “insan”
dışında olan her şey eşya kabul edilmektedir. Bu nedenle de, mal varlığının
konusunu oluştururlar. Başka bir anlatımla da, ekonomik değeri olan tüm her şey
insana hizmet eden, insanın sahip olabileceği malvarlıklarıdır. Bunları
edinmek, yani üzerinde mülkiyet hakkı ve zilyetlik kurmak hukuken mümkündür.
Dolayısıyla, etrafımızda her gün onlarcasını gördüğümüz yaşayan hayvanlar da mal sayılırlar, zarar görmeleri halinde, sahiplerinin uğramış olduğu ekonomik kayıp nedeniyle “ mal varlığı aleyhine işlenen suçlara” konu olmaktadırlar.
Asıl garip olan kısım zaten bu açıklamadan sonra insan beynini sorgulatmaya götürür. O zaman sahibi olmayan, yani bir fatura ile alım satıma söz konusu olmayan sahipsiz hayvan herhangi kötü muameleye maruz kaldığı zaman, evdeki sahipli hayvandan ya da ahırdaki sahipli inekten hukuken farklı muameleye mi tabi olur? Bu sorunun yanıtı maalesef evettir.
Hukuk sistemimiz iki hayvan arasında maalesef farklı bakış açısı ve farklı cezalar öngörmektedir. Nitekim TCK 151/2 ye olan maddesi :
“Haklı bir neden olmaksızın sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi mağdurun şikayeti üzerine dört aydan üç yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır” demektedir.
Dikkat edilirse madde başlığı hayvan aleyhine işlenen suçlar değil MALA ZARAR VERME olarak düzenlenmiştir. Bir başka değişle bir hayvanın can olmasından dolayı çekmiş olduğu işkence ya da eziyetten dolayı TCY kapsamında ceza verilmemekte AKSİNE ait olduğu sahibinin uğramış olduğu maddi zarar dolayısıyla yargılama söz konusu olmaktadır.
Dolayısıyla, etrafımızda her gün onlarcasını gördüğümüz yaşayan hayvanlar da mal sayılırlar, zarar görmeleri halinde, sahiplerinin uğramış olduğu ekonomik kayıp nedeniyle “ mal varlığı aleyhine işlenen suçlara” konu olmaktadırlar.
Asıl garip olan kısım zaten bu açıklamadan sonra insan beynini sorgulatmaya götürür. O zaman sahibi olmayan, yani bir fatura ile alım satıma söz konusu olmayan sahipsiz hayvan herhangi kötü muameleye maruz kaldığı zaman, evdeki sahipli hayvandan ya da ahırdaki sahipli inekten hukuken farklı muameleye mi tabi olur? Bu sorunun yanıtı maalesef evettir.
Hukuk sistemimiz iki hayvan arasında maalesef farklı bakış açısı ve farklı cezalar öngörmektedir. Nitekim TCK 151/2 ye olan maddesi :
“Haklı bir neden olmaksızın sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi mağdurun şikayeti üzerine dört aydan üç yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır” demektedir.
Dikkat edilirse madde başlığı hayvan aleyhine işlenen suçlar değil MALA ZARAR VERME olarak düzenlenmiştir. Bir başka değişle bir hayvanın can olmasından dolayı çekmiş olduğu işkence ya da eziyetten dolayı TCY kapsamında ceza verilmemekte AKSİNE ait olduğu sahibinin uğramış olduğu maddi zarar dolayısıyla yargılama söz konusu olmaktadır.
Mal ( hayvan ) sahibi örneğin hayvanın bacağının
kırılması ya da gözünün kör olması gibi nedenlerle hayvanın fatura bedelinde
meydana gelen zarar ve ziyandan dolayı savcılığa suç duyurusunda bulunduğunda
savcılık TCY 151/2 ‘den dava açmaktadır.
Bu durumun bile şikayete bağlı olması aslında tartışma konusudur. Hayvan sahibinin mamelek zararı bir şekilde giderildiğinde, şikayetten vazgeçme ile, zaten devam eden dava da düşmektedir. Yani, savcılığın re’sen soruşturma açma ya da şikayete rağmen bu davaya devam etme yetkisi yoktur. Ceza yargılaması olduğu yerde durur.
Bu durumun bile şikayete bağlı olması aslında tartışma konusudur. Hayvan sahibinin mamelek zararı bir şekilde giderildiğinde, şikayetten vazgeçme ile, zaten devam eden dava da düşmektedir. Yani, savcılığın re’sen soruşturma açma ya da şikayete rağmen bu davaya devam etme yetkisi yoktur. Ceza yargılaması olduğu yerde durur.
Öte yandan, kimsesi olmayan, insanın büyük vefasızlık suçundan dolayı
sokaklarda yaşamak zorunda kalan, örneğin en fazla karşılaştığımız gariban
kediler ile köpekler insan tarafından kötü muameleye maruz kaldıklarında ise
TCY kapsamında yargılama değil, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu devreye
girmektedir. Bu yasa da bilindiği üzere bir ceza yasası olmayıp bir kabahatler
kanunu düzenlemesidir. Yani, sahipsiz hayvana kötü muamele yapan kişi maalesef
bizim hukukumuzda mahkemelerde yargılanmamakta, sadece idari para cezası ile cezalandırmakta,
hatta işlemiş olduğu haksız fiil suç değil “kabahat” olduğu için bu eylemi
sabıka kaydına dahi işlenmemektedir. Bir diğer değişle hayvana kötü muamele
yapan bu kişinin herhangi bir iş başvurusu yapması ya da başka bir suçtan
yargılanmasında sabıka şeceresi “ temiz “ gözükmektedir.
Oysa tüm dünya adli tıp literatüründe ve kriminolojide kabul edildiği üzere hayvana eziyet yapan kişi büyük olasılıkla insana da suç işleme olasılığı vardır. Bu kişi potansiyel tehlike olarak kabul edilir, acilen psikolojik tedaviye alınması ondan sonra topluma içine geri dönüşü söz konusu olabilir. Bu kişilerin toplum içinde bu kadar rahat bir şekilde elini kolunu sallayarak bizlerle toplu ulaşım araçlarına binmesi, işyerinde bizlerle beraber çalışmasında ya da parayı verdiği sürece ( başta hayvanlara tecavüz olmak üzere ) bu eylemleri istediği gibi tekrar tekrar işlemesinde önünde hiçbir engel kalmadığı gibi mevcut 5199 sayılı yasa da buna olanak vermekte, bu eylemleri yapan kişiyi ödüllendirmektedir.
Hayvanların sahipli ya da sahipsiz olmasının böyle bir ayrımının olması kanımca Türk hukuk sisteminin büyük eksikliğidir. Konunun “hayvan” olması nedeniyle bugüne kadar ki hiçbir doktrin tezlerinde, üniversite çalışmalarında konu bu yönü ile ele alınmamış bu zaaf maalesef hep geri planda kalmıştır. Oysa kaynak yasaların tamamında bu anlayış terkedilmiş, hayvanlara “mal “ olarak bakış açısı ile hayvana karşı işlenen haksız fillerin kabahat olarak algılanması çoktan terkedilmiştir. Üstelik bu ülkelerde hayvanlara eziyet yapan birçok kişiye, mahkemelerce tecil edilmeyen, paraya çevrilmeyen fiili hapis cezaları verilmektedir.
Oysa tüm dünya adli tıp literatüründe ve kriminolojide kabul edildiği üzere hayvana eziyet yapan kişi büyük olasılıkla insana da suç işleme olasılığı vardır. Bu kişi potansiyel tehlike olarak kabul edilir, acilen psikolojik tedaviye alınması ondan sonra topluma içine geri dönüşü söz konusu olabilir. Bu kişilerin toplum içinde bu kadar rahat bir şekilde elini kolunu sallayarak bizlerle toplu ulaşım araçlarına binmesi, işyerinde bizlerle beraber çalışmasında ya da parayı verdiği sürece ( başta hayvanlara tecavüz olmak üzere ) bu eylemleri istediği gibi tekrar tekrar işlemesinde önünde hiçbir engel kalmadığı gibi mevcut 5199 sayılı yasa da buna olanak vermekte, bu eylemleri yapan kişiyi ödüllendirmektedir.
Hayvanların sahipli ya da sahipsiz olmasının böyle bir ayrımının olması kanımca Türk hukuk sisteminin büyük eksikliğidir. Konunun “hayvan” olması nedeniyle bugüne kadar ki hiçbir doktrin tezlerinde, üniversite çalışmalarında konu bu yönü ile ele alınmamış bu zaaf maalesef hep geri planda kalmıştır. Oysa kaynak yasaların tamamında bu anlayış terkedilmiş, hayvanlara “mal “ olarak bakış açısı ile hayvana karşı işlenen haksız fillerin kabahat olarak algılanması çoktan terkedilmiştir. Üstelik bu ülkelerde hayvanlara eziyet yapan birçok kişiye, mahkemelerce tecil edilmeyen, paraya çevrilmeyen fiili hapis cezaları verilmektedir.
Bu nedenledir ki, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma
Kanununun 3 ncü Maddesinde, hayvanlar evcil hayvanlar ve sahipsiz hayvanlar
olarak ikiye ayrılarak tanımlanmıştır. Söz konusu 3. Maddenin (f) bendine göre,
sahipsiz hayvan; barınacak yeri olmayan veya sahibinin ya da koruyucusunun ev
arazisinin sınırları dışında bulunan ve herhangi bir sahip veya
koruyucunun kontrolü ya da doğrudan denetimi altında bulunmayan evcil
hayvandır. Bu Fıkranın, hukuken anlatmak istediği, kimsenin tasarruf ve
zilyetliğinde bulunmayan hayvan sahipsiz hayvan demektir.
Öte yandan, sokakta yaşayan, bu kimsesiz , evsiz hayvanların yerel yönetimlerce “barınak” adı verilen ölüm kamplarına alınması anından itibaren kanımızca artık bu hayvanlar yerel yönetimlerin fiili hakimiyetinde olduğu için onların zilyetliğindedir.
Hayvan bakımevlerine alınan bu sahipsiz hayvanlar üzerinde, yerel yönetimlerin fiili hakimiyetleri olduğuna göre buralarda meydana gelebilecek her türlü ölümden, yaralanmadan, kötü muameleden, konuya angarya olarak bakan “ilgisiz yetkililerin” söz konusu olması gerekir. En azından bu hayvanlara mal olarak bakılıyorsa bu hayvanlar kontrol altına alındığından itibaren belediyelerin demirbaşına kayıtlı eşya olmalı, her birinin adı numarası ayırt edici olan özelliğinin kaydedilmesi gerekir.
Ancak, bizdeki uygulama o hale gelmiştir ki, eskiden sokaklarda insafsızca zehirlenerek öldürülen hayvanlar son yıllarda barınak içinde itlaf edilmekte ve hiçbir belediye personelinin de sorumluluğuna gidilememektedir. Çünkü hayvanlar sahipsiz mal statüsünde kabul edilmesi gerektiği ön plana çıkar. 5199 sayılı yasa da maalesef ağırlıklı olarak ev ve süs hayvanlarını korumak üzerine tedbirler almaya çalışmıştır.
Bir diğer değişle hayvanlar mal olarak değer ifade ettiğinde başka türlü ( TCY kapsamında) , ama öldürülmesi gereken değersiz fatura değeri olmayan mal olarak kabul edildiğinde ise 5199 devreye girmekte en iyi ihtimalle para cezasına hükmedilmektedir
Halbuki, bakımevlerine kabul edildikleri andan itibaren, bu hayvanları, sahipsiz hayvan niteliğinde kabul etmek hukuk açısından söz konusu olamaz. Zira, anılan kanuna göre, bu hayvanlar yerel yönetimlerin kontrolü ve denetimi altındadırlar ve bundan dolayı da sorumlulukları vardır.
Hayvan bakımevlerine alınan bu sahipsiz hayvanlar üzerinde, yerel yönetimlerin fiili hakimiyetleri olduğuna göre buralarda meydana gelebilecek her türlü ölümden, yaralanmadan, kötü muameleden, konuya angarya olarak bakan “ilgisiz yetkililerin” söz konusu olması gerekir. En azından bu hayvanlara mal olarak bakılıyorsa bu hayvanlar kontrol altına alındığından itibaren belediyelerin demirbaşına kayıtlı eşya olmalı, her birinin adı numarası ayırt edici olan özelliğinin kaydedilmesi gerekir.
Ancak, bizdeki uygulama o hale gelmiştir ki, eskiden sokaklarda insafsızca zehirlenerek öldürülen hayvanlar son yıllarda barınak içinde itlaf edilmekte ve hiçbir belediye personelinin de sorumluluğuna gidilememektedir. Çünkü hayvanlar sahipsiz mal statüsünde kabul edilmesi gerektiği ön plana çıkar. 5199 sayılı yasa da maalesef ağırlıklı olarak ev ve süs hayvanlarını korumak üzerine tedbirler almaya çalışmıştır.
Bir diğer değişle hayvanlar mal olarak değer ifade ettiğinde başka türlü ( TCY kapsamında) , ama öldürülmesi gereken değersiz fatura değeri olmayan mal olarak kabul edildiğinde ise 5199 devreye girmekte en iyi ihtimalle para cezasına hükmedilmektedir
Halbuki, bakımevlerine kabul edildikleri andan itibaren, bu hayvanları, sahipsiz hayvan niteliğinde kabul etmek hukuk açısından söz konusu olamaz. Zira, anılan kanuna göre, bu hayvanlar yerel yönetimlerin kontrolü ve denetimi altındadırlar ve bundan dolayı da sorumlulukları vardır.
Oysa, sahipsiz hayvan kimsenin mülkiyetinde
veya zilyetliğinde olmadığından, 5199 sayılı kanunun anlatımıyla kimsenin
kontrolünde veya doğrudan denetiminde olmadığından, bu hayvanlar yönünden hiç
kimsenin her hangi bir şekilde sorumluluğu da bulunmamaktadır.
Tüm anlatılanlardan özet olarak çıkarılan ana fikri hukukçu arkadaşlarımız çoktan anlamıştır: Bizler için tüm hayvanlar mal değil “candır”. Onların dilleri olmadığı için konuşamazlar, dertlerini anlatamazlar, haklarını savunacak avukatları yoktur insan merkezli bu dünyada insanın hakimiyetine, istençlerine, hırslarına tabidirler. Onların izin verdiği oranda yaşarlar, işkenceye tabi olurlar, kürk olurlar, deneyde kullanılırlar, soframızda yemek olurlar, sirklerde eğlence, hayvanat bahçelerinde doğal ortamlarından uzakta yaşamaya mahkum edilirler. Bir insana tabi iseler de sahiplerine para kazandıran maldırlar. Buna rağmen ne yapsalar biz insanoğluna yaranamazlar. Sahipli ve sahipsiz olmak arasındaki fark bile insanoğlunun kendi dünyasında olduğu gibi onların dünyasına sunduğu bir sınıf farkıdır. Onlara biz insanlar tarafından biçilen bu fatura değeri ( !) bile onların dünyasında, evrensel vicdanımızda anlamsızdır.
Kendilerine yapılan işkencenin cezası bile sahipli olup olmamalarına göre ayrıma girmesi vicdani bir ayıp olduğunu kimse itiraf edemez.
Tüm anlatılanlardan özet olarak çıkarılan ana fikri hukukçu arkadaşlarımız çoktan anlamıştır: Bizler için tüm hayvanlar mal değil “candır”. Onların dilleri olmadığı için konuşamazlar, dertlerini anlatamazlar, haklarını savunacak avukatları yoktur insan merkezli bu dünyada insanın hakimiyetine, istençlerine, hırslarına tabidirler. Onların izin verdiği oranda yaşarlar, işkenceye tabi olurlar, kürk olurlar, deneyde kullanılırlar, soframızda yemek olurlar, sirklerde eğlence, hayvanat bahçelerinde doğal ortamlarından uzakta yaşamaya mahkum edilirler. Bir insana tabi iseler de sahiplerine para kazandıran maldırlar. Buna rağmen ne yapsalar biz insanoğluna yaranamazlar. Sahipli ve sahipsiz olmak arasındaki fark bile insanoğlunun kendi dünyasında olduğu gibi onların dünyasına sunduğu bir sınıf farkıdır. Onlara biz insanlar tarafından biçilen bu fatura değeri ( !) bile onların dünyasında, evrensel vicdanımızda anlamsızdır.
Kendilerine yapılan işkencenin cezası bile sahipli olup olmamalarına göre ayrıma girmesi vicdani bir ayıp olduğunu kimse itiraf edemez.
Kitabımızın sonunda görmüş olduğunuz, İstanbul Barosu
Hayvan Hakları Komisyonu ve bir çok sivil toplum örgütünün desteği ile
hazırlanmış mevcut yasaya alternatif olarak hazırlanmış Hayvan Haklarını Koruma
Yasası değişikliğimizde özellikle bu farka vurgu yapılmış gerekçelerde bu tezat
giderilmeye çalışılmıştır. Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunun ceza
kanunu kapsamına alınması için düzenleme yapılması için başta TBMM olmak üzere
Türkiye’deki üniversitelerin bir çok ceza hukuku kürsüsü ile bakanlıklara bu
alternatif yasa teklifimiz yollanmıştır.
Hukuk sistemimizde acilen sahipli hayvan ile sahipsiz hayvan ayrımı gibi düzenleme kaldırılmalı, onlara mal olarak değil tüm önyargılardan arınılmış olarak CAN olarak bakılması bir an önce gerçekleştirilmeli, federasyonumuz tarafından hazırlanan alternatif yasa teklifimiz bir an önce dikkate alınmalıdır.
Bu kadar vicdan ve merhamet sahibi insan yanlış düşünüyor olamaz.
01/07/2007
Av.Ahmet Kemal Şenpolat
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Hukuk sistemimizde acilen sahipli hayvan ile sahipsiz hayvan ayrımı gibi düzenleme kaldırılmalı, onlara mal olarak değil tüm önyargılardan arınılmış olarak CAN olarak bakılması bir an önce gerçekleştirilmeli, federasyonumuz tarafından hazırlanan alternatif yasa teklifimiz bir an önce dikkate alınmalıdır.
Bu kadar vicdan ve merhamet sahibi insan yanlış düşünüyor olamaz.
01/07/2007
Av.Ahmet Kemal Şenpolat
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı
(1) 10/03/1988 tarihinde Avusturya Medeni Yasasınıa 285a maddesi ile ve 20/08/1990 tarihinde de Almanya medeni yasasının 90a maddesi ile “ HAYVANLAR EŞYA ( NESNE) DEĞİLDİR” şeklinde madde eklenmiştir.
(2) Prof. Dr. İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı “ Hayvanlara kişilik ( hak yeteneği ve Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde sayılan yaşama, beden tamlığı, beden ve ruh sağlığı, özgürlük, onur ..gibi kişilik hakları ) tanınması başka şey, bunların hayvanlar adına kimi kişi ve kuruluşlarca kullanılması gene başka şeydir. Burada temel sorun ilek olarak bu yeteneğin ve hakların tanınması sorunudur. Yoksa, bu hakların nasıl olsa kimi kişi ve kuruluşlarca kullanılacağı bahane edilerek, bu yeteneğin ve hakların tanınmasını engellemez”
(3) Prof. Dr. İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı , s198 , Anayasa değişikliğine şu mealde bir ilke konulabilir “ İnsanın diğer canlılar üzerindeki tabii üstünlüğü ve onlardan yararlanma imkanları ; diğer canlılara işkence etme , yaşama gereklerine uymayan kötü şartlar içinde yaşatma , acı verme hakkını insana vermez.”
(4) Prof. Dr. Hüseyin Hatemi-, HUKUK DEVLETİ ÖĞRETİSİ, s318-319 “ İsviçre Anayasasında olduğu gibi hayvanları korumaya ilişkin bir maddenin Anayasa’da yer alması, yalnızca insana değil, bütün canlılara karşı gereken saygı ve özeni gösterme bilincinin yerleşmesi bakımından son derece yararlı olduğu gibi, esasen her türlü yarar sorununun dışında “ adalet” niteliğinin de gereğidir.”
(1) 10/03/1988 tarihinde Avusturya Medeni Yasasınıa 285a maddesi ile ve 20/08/1990 tarihinde de Almanya medeni yasasının 90a maddesi ile “ HAYVANLAR EŞYA ( NESNE) DEĞİLDİR” şeklinde madde eklenmiştir.
(2) Prof. Dr. İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı “ Hayvanlara kişilik ( hak yeteneği ve Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde sayılan yaşama, beden tamlığı, beden ve ruh sağlığı, özgürlük, onur ..gibi kişilik hakları ) tanınması başka şey, bunların hayvanlar adına kimi kişi ve kuruluşlarca kullanılması gene başka şeydir. Burada temel sorun ilek olarak bu yeteneğin ve hakların tanınması sorunudur. Yoksa, bu hakların nasıl olsa kimi kişi ve kuruluşlarca kullanılacağı bahane edilerek, bu yeteneğin ve hakların tanınmasını engellemez”
(3) Prof. Dr. İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı , s198 , Anayasa değişikliğine şu mealde bir ilke konulabilir “ İnsanın diğer canlılar üzerindeki tabii üstünlüğü ve onlardan yararlanma imkanları ; diğer canlılara işkence etme , yaşama gereklerine uymayan kötü şartlar içinde yaşatma , acı verme hakkını insana vermez.”
(4) Prof. Dr. Hüseyin Hatemi-, HUKUK DEVLETİ ÖĞRETİSİ, s318-319 “ İsviçre Anayasasında olduğu gibi hayvanları korumaya ilişkin bir maddenin Anayasa’da yer alması, yalnızca insana değil, bütün canlılara karşı gereken saygı ve özeni gösterme bilincinin yerleşmesi bakımından son derece yararlı olduğu gibi, esasen her türlü yarar sorununun dışında “ adalet” niteliğinin de gereğidir.”
İn English
(*) Commondity Or A
Living Thing
OUR LEGAL SYSTEM’S UNSETTELLED DECISION:
TO REGARD AN ANIMAL AS A COMMODITY OR A LIVING THING …
The most significant issue in
Turkish Criminal Code and relevant regulations is the perspective of treating
all things other than human beings as “a commodity” or “a good”. Yet that
human-centric perspective seems to have been left behind in many countries of
the West. Although animals do not have any rights which can be defined as
legal rights, it is a generally accepted principle that several universal
values apply to animals, as well, similar to those of human beings like right
to life, have protection against torture and so fort.
As a well-known fact, our legal
system deems anything other than “human beings” as a commodity. For this
reason, animals are evaluated in the perspective of a property. That’s to say;
all other things with economic value are taken as properties in the service of
and which can be possessed by human beings. To possess, i.e. property right and
possessorship over animals is legally practicable.
As a result, several animals
around are taken as commodities and in case of injury they are subject to cases
of crime against property due to their owners’ economic losses.
What’s really weird about the
matter will leave you in doubt after that explanation; anyway. Will then
homeless animals,i.e.- animals that are not subject to any kind of trading via
invoicing-if face torture or misbehavior – be subject to a different legal code
other than that of pets and those in farms? Unfortunately; the answer to that
question is Yes.
Our legal system unfortunately treats those two categories of animals
in a different manner and the penalties for the two groups differ; as well. In
fact; Turkish Criminal Code with Article number: 151/2 rules “Without a solid
cause; those kill; damage badly; or lead to depreciation for the value of;
animals which have owners shall be sentenced to an imprisonment of 3 months-3
years or shall be fined upon the owner’s complaint”
If carefully reviewed; the Article is formulated as a
crime against property but not against animals. In other words, Turkish Legal
Code does not punish torture or cruel acts as crimes against animals but lets
owners file a suit due to their economic losses. A property (animal) owner; for
instance; due to a broken leg or an inquired eye of his/her animal, thus,
leading to a degradation in the invoice value of animal; may make a criminal
complaint to the public prosecutor who in return processes according
to the Turkish Criminal Code with Article number: 151/2.
The issue depends on the existence of a complaint
which in fact should be discussed. As long as economic losses of owners are
maintained by the counterpart, the owners usually withdraw their complaints
which lead to an abatement, anyway. That’s to say; public prosecutors are not able
to file a suit sua sponte or to continue with the case, either. The legal
process is ceased.
On the other hand; as for those homeless and the ones that have to live in the streets because they are abandoned for instance poor cats and dogs when tortured by people, are not subject to Turkish Criminal Code but to the Protection of Animals Code with number: 5199. As a matter of fact, that code is not a criminal law but a bunch of regulations upon misconducts. In other words; according to our legal system, a legal case cannot be brought against a person who tortures or treats a homeless animal badly but is only fined. Because that cruel act is not treated as a criminal act but as a fault merely; that wrong doing of the person is not registered into criminal records. If that person applies to a job or commits another criminal act he or she happens to have a clean record.
Yet according to the forensic medicine and criminology, a person who tortures an animal is likely to torture a human being, as well. Such a person is deemed a potential threat in need of an immediate psychological treatment who can return to live within society after such a treatment. The free movement of such persons like their taking the same public utilities with us or their working with us in the same places and continuing to repeat such misbehaviors (mainly raping animals) as long as they are only made pay for their charges; is encouraged by the current application of Article number: 5199.
On the other hand; as for those homeless and the ones that have to live in the streets because they are abandoned for instance poor cats and dogs when tortured by people, are not subject to Turkish Criminal Code but to the Protection of Animals Code with number: 5199. As a matter of fact, that code is not a criminal law but a bunch of regulations upon misconducts. In other words; according to our legal system, a legal case cannot be brought against a person who tortures or treats a homeless animal badly but is only fined. Because that cruel act is not treated as a criminal act but as a fault merely; that wrong doing of the person is not registered into criminal records. If that person applies to a job or commits another criminal act he or she happens to have a clean record.
Yet according to the forensic medicine and criminology, a person who tortures an animal is likely to torture a human being, as well. Such a person is deemed a potential threat in need of an immediate psychological treatment who can return to live within society after such a treatment. The free movement of such persons like their taking the same public utilities with us or their working with us in the same places and continuing to repeat such misbehaviors (mainly raping animals) as long as they are only made pay for their charges; is encouraged by the current application of Article number: 5199.
In my opinion; the major deficiency in Turkish Legal System is the
differentiation between the homeless animals and the ones with owners. Since
the issue concerns “animals”; the matter is not investigated in any doctrines
or university studies; either thus is not given much significance. However; all
the legal systems from which Turkish legal system was originated, have already
abandoned such attitude. Accordingly; treating an animal as commodity and
perception of torturing animals simply as an offence is not accepted anymore.
Moreover; the people who torture animals are charged with sentence of
imprisonment which cannot be suspended or transformed as a mere fine.
For this reason, 3rd Item in the Protection of Animals
Code with number: 5199 defines animals as either domestic or homeless by making
such a differentiation. Within paragraph (f) of that 3rd item;
a homeless animal is the one that has no shelter or is out of the boundaries of
an owner; protector or real estate and the domestic one that is not under the
control or direct supervision of any owner or protector. What that item states
is that an animal that is not in the property or in the possession of anyone is
deemed homeless.
Besides, in our
opinion, those homeless animals living in the streets right after their being
taken to the death camps by the municipalities what they call shelters; should
be treated as being in the possession of the authorities concerned since they
are in the sovereignty of the municipalities.
Since the homeless
animals in shelters are under the direct rule of municipalities; any death,
inquiry or misbehavior concerning those animals should be in the responsibility
of those “uninterested” authorities. At least, if those animals are treated as
commodities; they should be listed in the inventories of those municipalities right
after they are taken in the control of shelters and in addition; each animal’s
number and any distinguishing feature should be recorded.
Yet; the recent application is killing of those animals in the shelters which were previously killed in the streets without any mercy. Authorities of the municipalities cannot be held responsible, either. This is because those animals are treated as properties without owners. Article number: 5199 has unfortunately taken precautions to protect the domestic animals ana pets in majority.
(3) Prof Dr İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı , p.198 as a constitutional amendment such a principle can be added “ the predominance of people over all other things and facilities to benefit from them do not entitle people to torture other things and force them to live under poor conditions or give them pain; either.”
(4) Prof Dr Hüseyin Hatemi-, HUKUK DEVLETİ ÖĞRETİSİ , p.318-319”Just like in Swiss Constitution; the existence of a code regarding protection of animals within a constitution is not only beneficial to enhance the awareness of respect and care to all things-not human beings merely- but it is also a requirement of quality of justice.
Yet; the recent application is killing of those animals in the shelters which were previously killed in the streets without any mercy. Authorities of the municipalities cannot be held responsible, either. This is because those animals are treated as properties without owners. Article number: 5199 has unfortunately taken precautions to protect the domestic animals ana pets in majority.
In other words; animals when treated as commodities are regarded within the
context of (Turkish Criminal Code) while they are evaluated within the
framework of Article number: 5199 when they do not carry any commercial values
and necessitate only fines in case of violation.
But right after they
are taken in shelters it is legally impossible to treat those animals as
homeless. Due to the relevant regulation; those animals are under the control
and supervision of the municipalities concerned and those authorities are thus
responsible .On the other hand; since a homeless animals is not in the property
or possession of anyone; as Article no: 5199 states since they are not under
anyone’s control or direct supervision; no one can be held responsible for
them.


The legal practitioners should have already seen the underlying theme from
all that has been mentioned so far. In summary: For us all animals are living
things but not commodities. Since they do not have a “tongue”, they cannot
talk; they do not have any lawyers to defend them; they are subject to human
being’s sovereignty, will and ambition in this human-centric world. They can
live as long as human beings let them live; they are subject to torture, they
are killed for their fur; used for test purposes. They form the main sources of
food for us. They are forced to work in circuses and live in zoos away from
their natural habitats. If they belong to a person, they are seen as
commodities with trade value. Therefore whatever they do, they are not able to
please human beings. Having an owner or not-a differentiation created by human
beings is used for the world of animals in order to bring about classed for
animals. Even an invoice value that people charge for animals does not make any
sense in the realm of animals and is meaningless in our universal conscience,
as well.
Noone can deny the fact that in case of torture; it is unjust to make
discrimination between domestic and homeless animals.
As you may see at the end of our book; in our alternative amendment to the
current Animals Protection Code which has been prepared by the support of
Animal Rights Commission of Istanbul Bar and many NGO’s , emphasizes that
discrimination and has tried to overcome that contradiction on legal terms. We
have sent an alternative bill primarily to TBMM (Legislative House), the desks
of criminal law in universities and relevant ministries in order to facilitate
the addition of the Article number: 5199 to the context of criminal law.
It is vital to abate any kind of regulations that makes discrimination
among homeless and domestic animals and overcome prejudices and make people
see them as living things but not as commodities. It is also necessary to
take the bill proposed by our bar’s commission into consideration.
That number of people with mercy and conscience cannot
have been misled.
Ahmet Kemal Şenpolat
President of Istanbul Bar Animal Rights Comitee
President of Istanbul Bar Animal Rights Comitee
HAYTAP Legal Advisor
(1) The item ruling “Animals are not commodities” are added to Civil Law
Codes of Austria and Germany on 10/03/1998 and 20/08/1990, respectively.
(2) Prof Dr İsmet Sungurbey- Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı “ Recognizing personality of the animals( personal rights like right to personableness and other rights like right to life, physical integrity, physical and psychological health, freedom, dignity and so fort mentioned in Universal Charter of Animal Rights) is one thing and using those rights by some persons and institutions on behalf of animals is another things. The fundamental issue is the recognition of that capacity and those rights. Yet; with the excuse of some persons and institutions that have already used those rights, the recognition of that capacity and rights cannot be avoided.
(2) Prof Dr İsmet Sungurbey- Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı “ Recognizing personality of the animals( personal rights like right to personableness and other rights like right to life, physical integrity, physical and psychological health, freedom, dignity and so fort mentioned in Universal Charter of Animal Rights) is one thing and using those rights by some persons and institutions on behalf of animals is another things. The fundamental issue is the recognition of that capacity and those rights. Yet; with the excuse of some persons and institutions that have already used those rights, the recognition of that capacity and rights cannot be avoided.
(3) Prof Dr İsmet Sungurbey -Hayvan Hakları , Bir İnsanlık Kitabı , p.198 as a constitutional amendment such a principle can be added “ the predominance of people over all other things and facilities to benefit from them do not entitle people to torture other things and force them to live under poor conditions or give them pain; either.”
(4) Prof Dr Hüseyin Hatemi-, HUKUK DEVLETİ ÖĞRETİSİ , p.318-319”Just like in Swiss Constitution; the existence of a code regarding protection of animals within a constitution is not only beneficial to enhance the awareness of respect and care to all things-not human beings merely- but it is also a requirement of quality of justice.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder